Antalya'nın kıyıları yalnızca deniz turizmiyle değil, binlerce yıl öncesine ulaşan batıklarıyla da önemli bir kültürel mirasa ev sahipliği yapıyor. Su altı tarih araştırmacısı Mustafa Aydemir, Tunç Çağı'ndan Roma dönemine, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'na kadar farklı dönemlerin izlerini taşıyan batıkların daha kapsamlı araştırılması ve kentin turizm çeşitliliğine kazandırılması gerektiğini söyledi.
Antalya kıyılarındaki batıklar üzerine uzun süredir çalışan Aydemir, araştırmalarının bir bölümünü "10 Batık 10 Hikaye" adlı kitabında topladı. Aydemir'e göre denizin altında kalan gemiler yalnızca birer enkaz değil; dönemlerinin ticaretini, teknolojisini, savaşlarını ve günlük yaşamını anlamaya yardımcı olan tarihi kaynaklar niteliğinde.
TUNÇ ÇAĞI'NDAN KALAN İKİ BATIK DÜNYA ÇAPINDA ÖNEM TAŞIYOR
Antalya'nın su altı arkeolojisindeki önemini gösteren en güçlü örneklerin başında Gelidonya ve Uluburun batıkları geliyor. Aydemir, Gelidonya Batığı'nın MÖ 1200, Kaş açıklarındaki Uluburun Batığı'nın ise MÖ 1300 dolaylarına tarihlendirildiğini belirtti. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün kayıtlarında Uluburun, MÖ 14. yüzyıla ait bir yük gemisi olarak tanımlanıyor. Batığın 1984'te başlayan su altı kazılarında ortaya çıkarılan yükü bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.
Gelidonya Batığı ise Antalya Körfezi'nin batı ucundaki Taşlık Burnu yakınlarında, yaklaşık 26-28 metre derinlikte bulunuyor. Bölgede 1960 yılında gerçekleştirilen çalışmalar, Gelidonya'yı su altı arkeolojisinin dünyadaki öncü araştırma alanlarından biri haline getirdi.
ANTALYA'NIN SU ALTI TARİHİ ANTİK ÇAĞLA SINIRLI DEĞİL
Aydemir'in dikkat çektiği miras yalnızca binlerce yıllık ticaret gemilerinden oluşmuyor. Antalya kıyılarında Roma dönemine ait kalıntıların yanı sıra Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yıllarından kalan batıklar da bulunuyor. Bu nedenle Antalya Körfezi'nin farklı dönemleri aynı coğrafyada izlemeye imkân veren geniş bir su altı tarih arşivi niteliği taşıdığı değerlendiriliyor.
Resmi turizm kayıtlarında Manavgat açıklarındaki "Hadley's Harem" adlı B-24 Amerikan savaş uçağı batığı da Antalya'nın yakın dönem su altı mirasının örnekleri arasında gösteriliyor. Uçak, 1944 yılında Romanya üzerindeki bombardıman görevinin ardından Kıbrıs'taki üssüne dönerken düşmüş; 1995'te yapılan çalışmalarda kokpit bölümü su yüzüne çıkarılmıştı. Batığa dalış ise özel izne tabi.
DÜNYA SAVAŞLARININ İZLERİ DE ANTALYA AÇIKLARINDA
Aydemir'in çalışmalarında Osmanlı subayı Mustafa Ertuğrul'un Birinci Dünya Savaşı sırasında Antalya kıyılarında yürüttüğü mücadele de ayrı bir yer tutuyor. Araştırmacı, savaş gemilerinin batırılması kadar denize düşen karşı taraf askerlerinin kurtarılması ve tedavi edilmesine ilişkin anlatıların da denizcilik tarihinin bir parçası olarak korunması gerektiğini vurguluyor.

İkinci Dünya Savaşı dönemine ait Saint Didier de Aydemir'in işaret ettiği batıklar arasında. Araştırmacı, Antalya açıklarında batan geminin silah ve mühimmat taşıdığını belirterek yakın dönem tarihinin su altında kalan izlerinin de ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini ifade etti.
MANAVGAT VE KÖPRÜÇAY AÇIKLARINA DİKKAT ÇEKTİ
Antalya'nın yaklaşık 640 kilometrelik girintili çıkıntılı kıyı uzunluğu, kentin deniz turizmi kadar su altı araştırmaları bakımından da geniş bir coğrafyaya sahip olduğunu gösteriyor. Aydemir, özellikle Manavgat ve Köprüçay açıklarında araştırılmayı bekleyen alanlar bulunduğunu belirterek bu bölgelerde yapılacak bilimsel çalışmaların yeni bulgular ortaya çıkarabileceğini söyledi.
Aydemir ayrıca Köprüçay ve Manavgat açıklarında antik dönem denizcilik tarihine ilişkin izlerin araştırılması yönündeki ilgisini dile getiriyor. Ancak henüz bilimsel olarak ortaya çıkarılmamış batık veya filolara ilişkin anlatıların kesinleşmiş arkeolojik bulgu olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.
ANTALYA İÇİN DENİZCİLİK MÜZESİ ÇAĞRISI
Aydemir, Antalya'nın su altı kültür mirasının kent turizminde daha görünür hale getirilmesi için kapsamlı bir denizcilik müzesi kurulmasını önerdi. Böyle bir müzenin arkeolojik bulgular, denizcilik tarihi ve farklı dönemlerden batıkların hikâyelerini aynı çatı altında buluşturabileceğini belirten Aydemir, bunun Antalya'nın deniz-kum-güneş ağırlıklı turizm ürününü kültür ve su altı turizmiyle çeşitlendirebileceğini ifade etti.
Antalya'nın Gelidonya ve Uluburun gibi dünya su altı arkeolojisinde önemli yere sahip batıklarından savaş dönemlerinin izlerine uzanan mirası, korunması gereken kültür varlığı olmasının yanında kentin denizcilik geçmişini anlatan geniş bir tarihsel kaynak oluşturuyor. Araştırmaların bilimsel yöntemlerle sürdürülmesi, alanların korunması ve bulguların doğru biçimde tanıtılması, bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasında belirleyici olacak.










