Alanya ve Gazipaşa açıklarında son dönemde kaydedilen küçük ölçekli depremlerle ilgili değerlendirmede bulunan Jeofizik Mühendisleri Odası Antalya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Erman Kaptanoğlu, 2 ile 4 büyüklüğü arasındaki sarsıntıların bölgenin tektonik yapısı içinde olağan kabul edildiğini belirtti. Kaptanoğlu, mevcut hareketliliğin tek başına endişe verici bir tablo oluşturmadığını ifade ederken, deprem zararlarının azaltılmasında yapı güvenliği ve yerel zemin koşullarının önemine işaret etti.
AKDENİZ'DEKİ HAREKETLİLİĞİN KAYNAĞI NE?
Kaptanoğlu'na göre Alanya ve Gazipaşa'nın deniz açıklarında görülen mikro depremler, Doğu Akdeniz'in aktif tektonik yapısıyla bağlantılı. Uzman, hareketliliğin Afrika Levhası ile Anadolu'nun güneyindeki levha sınırlarının etkileşim gösterdiği Helen-Kıbrıs Dalma-Batma Zonu çevresindeki süreçlerle ilişkili olduğunu belirtti. Düşük büyüklükteki depremlerin önemli bölümü vatandaşlar tarafından hissedilmese de sismolojik ölçüm ağları tarafından kaydedilebiliyor.
Kaptanoğlu, bu nedenle Alanya ve çevresinde benzer küçük ölçekli sismik hareketlerin gelecekte de görülmesinin olağan olduğunu kaydetti.
ALANYA'DA ZEMİN FARKI NEDEN ÖNEMLİ?
Uzmanın değerlendirmesinde Alanya için en büyük yer ivmesi değerlerinin yaklaşık 0,190 g ile 0,230 g arasında değiştiği belirtildi. Ancak deprem tehlikesinin yalnızca bu değer üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor. AFAD'ın yürürlükteki Türkiye Deprem Tehlike Haritası da eski sistemdeki birinci, ikinci veya üçüncü derece deprem bölgesi sınıflandırması yerine noktaya özgü yer ivmesi değerlerini esas alıyor.
AFAD ayrıca Türkiye Deprem Tehlike Haritası'nın doğrudan bir risk haritası olmadığını vurguluyor. Deprem riskinin ortaya konulabilmesi için yapı stoku, nüfus, zemin özellikleri ve olası kayıplar gibi unsurların da hesaba katılması gerekiyor. Kurumun interaktif haritasındaki değerler referans zemin koşullarına göre hazırlanırken, yerel zeminin yol açabileceği büyütme, sıvılaşma ve farklı oturma gibi etkiler harita değerlerine doğrudan dahil edilmiyor.
Bu ayrım Alanya açısından özellikle sahil kesiminde önem taşıyor. Kaptanoğlu, kıyı bandı ve dere yatakları çevresindeki alüvyon zeminlerin deprem dalgalarını sağlam kaya zeminlere göre daha fazla büyütebileceğini belirterek, parsel ve yapı ölçeğindeki zemin incelemelerinin önemine işaret etti.
DENİZDEKİ FAYLAR İÇİN DAHA FAZLA ÇALIŞMA ÇAĞRISI
Kaptanoğlu, Akdeniz tabanındaki aktif yapıların ayrıntılı biçimde araştırılması ve haritalandırılmasının gerekli olduğunu da söyledi. MTA, 2026 yılında Türkiye Diri Fay Haritası'nı yenileyerek yeni harita ve veri setlerini kullanıma açtı. Kaptanoğlu ise özellikle deniz alanlarındaki faylara ilişkin çalışmaların geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Uzman, bölgede “sismik boşluk” olarak değerlendirilen kesimlerin büyük deprem üretme potansiyelinin bilimsel çalışmalarla yakından izlenmesi gerektiğini belirterek 7 ve üzeri büyüklükte deprem olasılığına ilişkin değerlendirmede bulundu. Bu ifade, yakın zamanda böyle bir depremin gerçekleşeceğine yönelik bir tahmin anlamına gelmiyor; depremlerin zamanını mevcut bilimsel yöntemlerle önceden kesin olarak belirlemek mümkün değil.
ASIL BAŞLIK DEPREM DEĞİL HAZIRLIK
Kaptanoğlu, küçük sarsıntılardan hareketle korku oluşturmak yerine yapı güvenliği, zemin özellikleri ve afet hazırlığına odaklanılması gerektiğini vurguladı. AFAD'ın 2019'dan bu yana yürürlükte bulunan deprem tehlike sistemi de tehlikenin tek başına olası can ve mal kaybını göstermediğini, risk değerlendirmesinde yapıların ve yerleşim özelliklerinin ayrıca ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Alanya açıklarında küçük depremlerin sürmesinin bölgenin aktif tektonik yapısının doğal bir sonucu olduğunu belirten Kaptanoğlu'nun mesajı ise hazırlık üzerine yoğunlaştı: Depremin kendisinin değil, dayanıksız yapılaşma ve yetersiz hazırlığın afete yol açabileceğini vurgulayan uzman, kentlerde deprem zararlarını azaltacak çalışmaların öncelikli olması gerektiğini ifade etti.
