Antalya'da yapılan su altı incelemesinde deniz tabanındaki çakıl ve kayaların kahverengimsi, peltemsi bir tabakayla örtüldüğü görüldü. Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, özellikle akıntının zayıfladığı bölgelerde biriken oluşumun dipte yaşayan canlıların oksijen alışverişini olumsuz etkileyebileceğini belirtti.
ÇAKIL VE KAYALARIN ÜZERİNİ KAPLADI
Prof. Dr. Gökoğlu ve ekibinin Antalya kıyılarındaki dalışında tespit edilen tabakanın, akıntının sınırlı olduğu çukur alanlarda yoğunlaştığı gözlendi. Gökoğlu'nun değerlendirmesine göre oluşumda tatlı sularla denize taşınan askıdaki katı maddelerin yanı sıra bazı alglerin meydana getirdiği yapıların da payı bulunuyor.
Tabakanın çakıl ve kumların arasındaki küçük yaşam alanlarını örtmesinin önemli olduğuna işaret eden Gökoğlu, dipteki canlılarla su arasındaki oksijen alışverişinin bu nedenle sınırlanabileceğini kaydetti.
KIYIDAKİ SU SICAKLIĞINA DA İŞARET ETTİ
İnceleme sırasında kıyıya yaklaşıldıkça su sıcaklığındaki değişimin belirgin biçimde hissedildiğini aktaran Gökoğlu, Antalya'nın kıyı kesimlerine ulaşan yer altı tatlı su kaynaklarındaki azalmanın da sürecin bir parçası olabileceğini söyledi. Gökoğlu'na göre geçmişte Konyaaltı'ndaki çakılların ve falezlerdeki çatlakların arasından denize ulaşan tatlı su, kıyı suyunun serinlemesine ve biriken maddelerin açığa taşınmasına katkı sağlıyordu.
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün 25 Ağustos 2026 tarihli deniz suyu ölçümlerinde Konyaaltı'ndaki Yeni Liman Ana Mendirek Feneri istasyonunda sıcaklık 30,8 derece olarak kaydedildi. Aynı ölçüm listesinde Alanya'da deniz suyu sıcaklığı 30,2 dereceydi. Bu veriler tek başına deniz tabanındaki oluşumun nedenini ortaya koymasa da Antalya kıyılarındaki yüksek su sıcaklığının güncel boyutunu gösteriyor.
MENDİREKLER VE KIYI AKINTILARI TARTIŞMADA
Gökoğlu, deniz içerisine yapılan mendirek ve benzeri yapıların doğal kıyı akıntılarını değiştirebildiğine de işaret etti. Akıntının kesildiği veya zayıfladığı noktalarda katı maddelerin uzaklaşmasının güçleştiğini belirten Gökoğlu, kıyıların doğal yapısına müdahalenin azaltılması gerektiğini savundu.

Antalya Körfezi'nin akıntılı ve açık denizle bağlantılı yapısı geçmişte müsilaj açısından bir avantaj olarak değerlendirilmişti. Akdeniz Üniversitesi ile Antalya Büyükşehir Belediyesi ve ASAT, Marmara Denizi'ndeki müsilaj sorununun benzerinin Akdeniz'de yaşanmaması amacıyla 2021'de bilimsel izleme çalışmaları başlatmış; Antalya Körfezi'nin yanı sıra kıyı geçiş suları ve tatlı su kaynakları da incelemeye alınmıştı.
PLASTİKLER DE AYRI BİR BASKI OLUŞTURUYOR
Gökoğlu, deniz tabanındaki peltemsi oluşumdan ayrı olarak Antalya kıyılarındaki plastik kirliliğine de işaret etti. Kuru dere yataklarına ve kıyılara bırakılan atıkların yağışlarla denize taşındığını, kayalık alanlarda dalgaların etkisiyle parçalanan plastiklerin zamanla daha küçük parçalara dönüştüğünü belirtti.
Gökoğlu'nun Konyaaltı'ndaki rutin dalışlarında plastik kirliliğini daha önce de gözlemlediği biliniyor. Ekim 2025'te gerçekleştirilen bir dalışta deniz tabanından çok sayıda plastik şişe toplanmış, bu atıkların parçalanarak mikroplastiklere dönüşmesinin deniz ekosistemi açısından risk oluşturduğu vurgulanmıştı.
UZMANLAR ANTALYA KÖRFEZİNİ YILLARDIR İZLİYOR
Antalya Körfezi'ndeki değişimler son yıllarda farklı saha çalışmalarıyla takip ediliyor. Akdeniz Üniversitesi bünyesindeki araştırmacılar, su sıcaklığı, akıntılar, karasal kaynaklardan taşınan maddeler, plastik atıklar ve kıyı kullanımının deniz ekosistemi üzerindeki etkilerine yönelik gözlemler gerçekleştiriyor. Son incelemede görülen kahverengi tabakanın kesin bileşimi ve yayılımının ayrıntılı bilimsel analizlerle ortaya konulması, kıyı ekosistemine yönelik etkinin değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.
