Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi'nde (ALKÜ) görev yapan Yüksek İç Mimar ve Öğretim Görevlisi Bora Uluurgun, Göbeklitepe'nin 43 numaralı dikilitaşı üzerindeki üç sembole ilişkin yeni bir yorum ortaya koydu. Uluurgun, bugüne kadar biçimleri nedeniyle “çanta”, “kova” veya “sepet” benzetmeleriyle anılan motiflerin taşınabilir nesneleri değil, Neolitik döneme ait yapıların şematik mimari anlatımını temsil edebileceğini savunuyor.
Uluurgun'un üzerinde durduğu 43 numaralı dikilitaş, literatürde “Akbaba Taşı” olarak da biliniyor. Dikilitaş üzerindeki hayvan kabartmaları ve geometrik biçimler uzun süredir Göbeklitepe'nin en fazla yorumlanan sembolik anlatımları arasında yer alıyor. Alanya'dan ortaya konulan yeni yaklaşım ise söz konusu üç motifin biçimsel özelliklerini doğrudan mimari unsurlarla ilişkilendiriyor.
“ÇANTA” YERİNE MİMARİ KESİT YORUMU
Uluurgun'un çözümlemesine göre motiflerin üst bölümündeki kavisli biçim bir çatı veya kubbeyi, iki yandaki dikey çizgiler yapıyı çevreleyen dikilitaşları, ortadaki T biçimli unsur ise ritüel alanının merkezindeki anıtsal dikilitaşı gösteriyor olabilir. Bu yorum doğruysa motifler, bir eşyanın betimlenmesinden ziyade bir yapının sadeleştirilmiş görünümünü aktarıyor.
Araştırmacı, üç sembolün yalnızca fiziksel mimariyi anlatmadığı görüşünde. Uluurgun'a göre yan yana bulunan üç motif, ritüel alanlarıyla birlikte gök, yer ve yeraltından oluşan üçlü bir kozmolojik düzenin sembolik anlatımı olarak da okunabilir. Motiflerin çevresindeki hayvan kabartmalarının meydana getirdiği asimetrinin ise yapıların giriş yönleriyle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.

GÖBEKLİTEPE'NİN TARİHİ MÖ 10. BİNYILA UZANIYOR
UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Göbeklitepe, Şanlıurfa yakınlarındaki Germuş Dağları bölgesinde yer alıyor. UNESCO verilerine göre alandaki anıtsal yuvarlak, oval ve dikdörtgen yapılar Çanak Çömleksiz Neolitik dönemde, yaklaşık MÖ 9600 ile 8200 yılları arasında avcı-toplayıcı topluluklar tarafından inşa edildi. Bu nedenle alan yaklaşık 11 bin 500 yıllık insanlık geçmişine ışık tutan en önemli arkeolojik merkezlerden biri kabul ediliyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Göbeklitepe'ye ilişkin bilgilerinde ise alanın 1963'te İstanbul ve Chicago üniversitelerinin ortak yüzey araştırmasında kayda geçirildiği, arkeolojik öneminin 1994 sonrasında yürütülen çalışmalarla daha açık biçimde ortaya çıktığı belirtiliyor. Alanda çapları 30 metreyi bulabilen yuvarlak ve oval yapıların yanı sıra merkezde yaklaşık 5 metre yüksekliğe ulaşan T biçimli kireçtaşı dikilitaşlar bulunuyor.

T BİÇİMLİ DİKİLİTAŞLAR NE ANLATIYOR?
Göbeklitepe'nin karakteristik unsurları olan T biçimli dikilitaşların üzerinde tilki, yılan, yaban domuzu, kuş ve farklı yabani hayvanlara ait kabartmalar bulunuyor. UNESCO, bu tasvirlerin yaklaşık 11 bin 500 yıl önce Yukarı Mezopotamya'da yaşayan toplulukların yaşam biçimleri ve inanç dünyaları konusunda önemli veriler sunduğunu belirtiyor. Yapıların toplumsal buluşmalar ve ritüellerle bağlantılı kullanılmış olabileceği değerlendiriliyor.
Bu nedenle 43 numaralı dikilitaş üzerindeki sembollerin ne anlattığına ilişkin tartışma yalnızca tek bir kabartmanın anlamıyla sınırlı değil. Sembollerin gerçekten mimari bir şemayı temsil edip etmediğinin ortaya konulması, Neolitik toplulukların inşa ettikleri mekânları nasıl kavramsallaştırdıkları ve bu bilgiyi görsel işaretlere dönüştürüp dönüştürmedikleri açısından önem taşıyor.
YENİ YAKLAŞIM BİR HİPOTEZ NİTELİĞİNDE

Uluurgun'un yorumu, Göbeklitepe'deki sembollerin anlamının kesin biçimde çözüldüğü anlamına gelmiyor. Arkeolojik sembollerin yorumlanmasında benzerlik tek başına kesin kanıt oluşturmadığından, önerilen mimari okumanın bilimsel veriler ve karşılaştırmalı çalışmalarla değerlendirilmesi gerekiyor. Bu nedenle “ilk mimari çizim” yaklaşımı mevcut aşamada yeni bir bilimsel yorum ve araştırma hipotezi olarak öne çıkıyor.
Alanya'dan geliştirilen bu yaklaşımın önemi de burada ortaya çıkıyor. Eğer motiflerle Göbeklitepe'nin gerçek yapı düzeni arasında sistematik bir ilişki kurulabilirse, yaklaşık 11 bin yıl önce yaşayan toplulukların yalnızca anıtsal yapılar inşa etmekle kalmayıp mimari mekânları sembolik ve şematik biçimde ifade etmiş olabileceğine ilişkin yeni bir tartışma alanı açılabilir.
