Abdullah Öcalan, 4 Nisan 1949'da Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesine bağlı Ömerli köyünde doğan, terör örgütü PKK'nın kurucusu ve uzun yıllar örgütün liderliğini yapan isimdir. 1970'li yılların başında öğrenci hareketleri içinde başlayan siyasi faaliyetleri, ilerleyen yıllarda silahlı bir örgütün kurulmasına uzandı. PKK'nın 1984'te başlattığı silahlı faaliyetler ve sonraki on yıllarda devam eden çatışmalar, Türkiye'nin yakın tarihindeki en uzun ve en ağır güvenlik sorunlarından birini oluşturdu. Öcalan, 1999'da Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirildi; yargılama sonunda önce ölüm cezasına, ölüm cezasının kaldırılmasının ardından ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. O tarihten bu yana İmralı'daki cezaevinde tutuluyor. Avrupa Birliği'nin terörle mücadele kapsamındaki yaptırım listesi 2026'daki periyodik incelemelerde de korunurken PKK bu çerçevedeki listede yer almaya devam etti.
Abdullah Öcalan'ın çocukluğu ve eğitim hayatı nasıldı?
Öcalan, Ömer Öcalan ile Üveyş Öcalan'ın altı çocuğundan biri olarak Halfeti'nin Ömerli köyünde büyüdü. Kaynaklarda resmî doğum tarihi 4 Nisan 1949 olarak yer alsa da doğum yılına ilişkin farklı kayıt ve anlatımlar da bulunmaktadır. İlkokul yıllarında Türkçe öğrendi. Gençlik döneminde askerî eğitim almak istedi ancak askerî lise sınavını kazanamadı. 1966-1969 yılları arasında Ankara'daki Tapu ve Kadastro Meslek Lisesinde eğitim gördü. Mezuniyetinin ardından Diyarbakır'da kadastro memuru olarak çalıştı, daha sonra İstanbul'a tayin edildi. 1971'de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydolduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine geçti.
Üniversite yılları Öcalan'ın siyasi çizgisinin belirginleştiği dönem oldu. Önce Devrimci Doğu Kültür Ocakları çevresindeki faaliyetlere katıldı; 1970'lerin başında Türkiye'deki radikal sol hareketlerden etkilendi. Mahir Çayan ve THKP/C çevresinin görüşleriyle ilgilendiği bu dönemde öğrenci hareketleri içinde yer aldı. Mart 1972'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde siyasi bildiri dağıtması nedeniyle gözaltına alındı ve yaklaşık yedi ay Mamak Askerî Cezaevinde kaldı. Serbest bırakılmasının ardından Ankara'da arkadaşlarıyla toplantılar düzenledi; 1974'te Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneğinin kuruluşunda yer aldı. Daha sonra PKK'nın kurucu kadrosunda bulunacak Cemil Bayık, Duran Kalkan, Kemal Pir, Mazlum Doğan ve Haki Karer gibi isimlerle bu yıllarda aynı siyasi çevrede faaliyet gösterdi.
PKK nasıl kuruldu ve Öcalan'ın rolü neydi?
Öcalan'ın çevresinde oluşan grup 1970'lerin ikinci yarısında Türkiye'deki diğer sol örgütlerden ayrışarak Kürt milliyetçiliğini ve Marksist-Leninist düşünceyi bir araya getiren ayrı bir örgütlenmeye yöneldi. Grup ilk dönemlerinde kamuoyunda “Apocular” olarak anıldı. 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde yapılan toplantı, Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) kuruluş kongresi olarak kabul edildi ve Öcalan örgütün genel sekreteri oldu. Kuruluş dönemindeki PKK programı, Türkiye'nin güneydoğusunda bağımsız sosyalist bir Kürt devleti kurulmasını temel hedeflerden biri olarak tanımlıyordu. Örgütün siyasi hedefleri sonraki yıllarda bağımsız devlet talebinden özerklik ve farklı yerel yönetim modellerine doğru değişiklik gösterdi.

Öcalan, 1979'da Türkiye'den ayrılarak Suriye'ye geçti ve uzun yıllar boyunca örgütün faaliyetlerini ağırlıklı olarak Suriye ve Lübnan üzerinden yönetti. PKK, 15 Ağustos 1984'te Eruh ve Şemdinli'deki saldırılarla silahlı eylemlerini yeni bir aşamaya taşıdı. Sonraki yıllarda güvenlik güçlerini hedef alan saldırıların yanı sıra sivillere, köy korucularına, öğretmenlere ve örgütle işbirliği yaptığı iddia edilen kişilere yönelik saldırılar ve infazlar da gerçekleşti. Kullanıcı tarafından aktarılan tarihsel verilere göre 1978-1999 dönemindeki PKK saldırılarında binlerce sivil, asker, polis ve köy korucusu yaşamını yitirdi; örgüt binlerce silahlı ve bombalı saldırı gerçekleştirdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü de özellikle 1980'ler ve 1990'larda PKK tarafından sivillere ve esirlere karşı gerçekleştirilen öldürme, kaçırma ve diğer ağır insan hakları ihlallerini raporladı. Öcalan çeşitli açıklamalarında örgütün silahlı faaliyetlerinde liderlik sorumluluğuna sahip olduğunu kabul etti.
Abdullah Öcalan nasıl yakalandı ve nasıl yargılandı?
Türkiye'nin Suriye üzerindeki diplomatik ve askerî baskısının arttığı 1998 sonbaharında Öcalan Suriye'den ayrıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin dava kayıtlarına göre 9 Ekim 1998'de Suriye'den çıktı; ardından Yunanistan, Rusya ve İtalya'nın da bulunduğu ülkeler arasında dolaştı ve sonunda Kenya'ya geçti. Nairobi'deki Yunanistan diplomatik temsilciliğinde bir süre kaldıktan sonra 15 Şubat 1999'da Nairobi Havalimanı yakınında Türk görevliler tarafından yakalanarak Türkiye'ye getirildi. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, 16 Şubat 1999'da Öcalan'ın Türkiye'de olduğunu kamuoyuna açıkladı. Öcalan doğrudan İmralı Adası'ndaki cezaevine götürüldü. AİHM kayıtlarında, yakalanması sırasında hakkında Türkiye'de çeşitli tutuklama kararlarının bulunduğu ve Interpol kanalıyla arandığı da belirtilmektedir.
İmralı'da kurulan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan Öcalan, “devletin topraklarından bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemler” ve PKK'yı yönetmesi kapsamında suçlu bulundu. 29 Haziran 1999'da o dönem yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına mahkûm edildi. Türkiye'nin Avrupa Birliği uyum sürecinde ölüm cezasını barış zamanında kaldırmasının ardından Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 3 Ekim 2002'de cezayı müebbet hapis cezasına çevirdi. İlgili mevzuat nedeniyle bu ceza tahliye imkânı bulunmayan ağırlaştırılmış müebbet niteliğinde uygulanmaya başladı. Türkiye daha sonra ölüm cezasını her koşulda kaldıran Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13 No'lu Protokolünü de onayladı.
AİHM, Öcalan'ın yargılanması ve cezası hakkında ne karar verdi?

Öcalan'ın Türkiye aleyhine yaptığı başvuru Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Büyük Dairesine kadar taşındı. AİHM 2005'te açıkladığı kararında, gözaltında hâkim önüne zamanında çıkarılmaması ve gözaltının hukuka uygunluğunu etkili biçimde inceletebileceği bir yolun bulunmaması gibi nedenlerle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinin bazı hükümlerinin ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme ayrıca yargılamanın bir bölümünde Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askerî hâkim bulunması ve savunmanın dava dosyasına ve avukat yardımına erişimiyle ilgili kısıtlamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit etti. Bu karar Öcalan'ın mahkûmiyetini kendiliğinden ortadan kaldırmadı ve Türkiye'deki cezası uygulanmaya devam etti.
AİHM daha sonraki bir davada Öcalan'ın tahliye ihtimali olmaksızın hayatının sonuna kadar cezaevinde tutulmasını da değerlendirdi. Mahkeme 2014 tarihli Öcalan/Türkiye (No. 2) kararında, ağırlaştırılmış müebbet cezasının mevcut haliyle gözden geçirilmesine ve tahliye olasılığının değerlendirilmesine imkân vermemesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleyi yasaklayan 3. maddesi açısından ihlal tespitinde bulundu. Aynı davada İmralı'daki tutulma koşulları da ayrı dönemler halinde incelendi. AİHM kayıtlarına göre Öcalan yaklaşık 11 yıl boyunca adadaki tek hükümlü olarak kaldı; Kasım 2009'da başka hükümlülerin de İmralı'ya nakledilmesinden sonra cezaevi koşullarında ve diğer mahkûmlarla temasında değişiklikler yapıldı.
İmralı döneminde Öcalan'ın siyasi görüşleri nasıl değişti?
Öcalan'ın 1999 sonrasındaki savunmaları ve cezaevinde kaleme aldığı metinler, daha önce savunduğu bağımsız ulus-devlet hedefinden belirgin bir uzaklaşmayı yansıttı. “Demokratik konfederalizm” adını verdiği yaklaşımda merkezi bir ulus-devlet yerine yerel meclisler, tabandan örgütlenme, kadınların siyasal ve toplumsal yaşama katılımı, çevrecilik ve yerel özerklik gibi kavramları öne çıkardı. Bu düşünceler PKK'nın daha sonraki siyasi söylemini ve Suriye'deki Kürt siyasi hareketlerinin bazı örgütlenme modellerini etkiledi. Öcalan'ın cezaevi döneminde hazırlanan metinleri arasında Prison Writings: The Roots of Civilisation, Prison Writings II: The PKK and the Kurdish Question in the 21st Century ve 2017'de İngilizce olarak yayımlanan The Political Thought of Abdullah Öcalan gibi çalışmalar bulunuyor. Bu eserler tarih, ulus-devlet, Kürt meselesi, kadın özgürlüğü ve demokratik konfederalizm üzerine görüşlerini içeriyor.

Öcalan cezaevinde bulunmasına rağmen Türkiye'deki Kürt meselesine ilişkin siyasi süreçlerde zaman zaman yeniden merkezi bir aktör haline geldi. 2013-2015 yıllarındaki çözüm sürecinde devlet yetkilileri ve siyasi heyetler İmralı'da kendisiyle görüşmeler gerçekleştirdi. 2013 Newroz'unda kamuoyuna okunan mesajında PKK mensuplarının Türkiye dışına çekilmesi ve silahlı mücadele yerine siyasetin öne çıkması çağrısında bulundu. Avrupa Birliği'nin Türkiye ilerleme değerlendirmelerinde de bu dönemde devlet ile Öcalan arasındaki temaslara ve çözüm sürecinin yasal zemininin güçlendirilmesine yönelik düzenlemelere yer verildi. Ancak süreç 2015'te çatışmaların yeniden yoğunlaşmasıyla sona erdi.
2025 ve 2026'daki gelişmeler Öcalan'ın konumunu nasıl etkiledi?
Öcalan, yıllar süren sınırlı iletişim döneminin ardından başlayan yeni temaslar kapsamında 27 Şubat 2025'te kamuoyuna açıklanan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile PKK'ya silah bırakma ve örgütsel yapısını feshetme çağrısında bulundu. PKK bu çağrının ardından ateşkes ilan etti ve Mayıs 2025'te düzenlediği kongrenin ardından örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararı aldığını açıkladı. 11 Temmuz 2025'te Irak'ın Süleymaniye bölgesinde bir grup PKK mensubunun silahlarını yakması, sürecin ilk sembolik silahsızlanma adımlarından biri oldu. Öcalan da Temmuz 2025'te yayımlanan video mesajında silahların bırakılması yönündeki çağrısını yineledi. Bununla birlikte PKK'nın fesih açıklaması, örgütün uluslararası terör listelerinden otomatik olarak çıkarılması sonucunu doğurmadı; Avrupa Birliği Konseyi Temmuz 2026'daki periyodik incelemesinin ardından terör yaptırımları listesini değiştirmeden sürdürdü.
Öcalan'ın hukuki statüsünde ise Ağustos 2026 itibarıyla temel bir değişiklik gerçekleşmiş değil. Türkiye'de PKK'nın silahsızlanması ve fesih süreciyle bağlantılı olarak 2026'da çıkarılan düzenleme, belirli koşulları yerine getiren örgüt mensupları açısından soruşturma ve cezaların ertelenmesi veya düşürülmesine ilişkin hükümler getirdi. Associated Press'in 18 Ağustos 2026 tarihli haberine göre düzenleme Abdullah Öcalan ve örgütün diğer üst düzey isimlerini kapsam dışında bıraktı. Bu nedenle Öcalan, 1999'daki mahkûmiyetinin ardından çevrilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını İmralı'da çekmeye devam ediyor. PKK'nın kuruluşundan silahlı çatışma dönemine, çözüm girişimlerinden 2025'teki fesih ve silahsızlanma çağrısına kadar uzanan süreç nedeniyle Öcalan, Türkiye'nin güvenlik, Kürt meselesi ve yakın siyasi tarihi üzerine tartışmaların en tartışmalı ve belirleyici isimlerinden biri olmayı sürdürüyor.
