Mustafa İsmet İnönü, 24 Eylül 1884’te İzmir’de doğan; Osmanlı ordusunda subaylıktan Kurtuluş Savaşı’nın Batı Cephesi Komutanlığına, Lozan’daki başdelegelikten Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanlığına ve 2. Cumhurbaşkanlığına uzanan uzun bir askerî ve siyasi kariyere sahip devlet adamıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından biri olan İnönü, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde üstlendiği görevlerin yanı sıra 1938-1950 arasındaki cumhurbaşkanlığı, II. Dünya Savaşı politikası, çok partili düzene geçiş ve 1960’lı yıllardaki koalisyon hükümetleriyle Türkiye’nin 20. yüzyıl siyasi tarihinde merkezi bir yere sahip oldu. TBMM kayıtlarında asker, general, Batı Cephesi Komutanı, dışişleri bakanı, başbakan, cumhurbaşkanı ve CHP genel başkanı gibi görevleri sıralanmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi
İsmet İnönü’nün çocukluğu ve eğitimi nasıldı?
İnönü, Mehmed Reşid Efendi ile Cevriye Hanım’ın ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının ailesi Bitlis ve Malatya çevresiyle, annesinin ailesi ise Razgrad’dan İstanbul’a göç eden bir aileyle bağlantılıydı. Babasının görevleri nedeniyle çocukluk ve öğrenim yıllarının bir bölümünü Sivas’ta geçirdi. İlk ve orta öğreniminin ardından askerî eğitime yöneldi; Sivas Askerî Rüşdiyesi’ni bitirdikten sonra İstanbul’daki askerî okullara devam etti.
1901’de Mühendishane-i Berr-i Hümâyun’a giren İnönü, 1903’te topçu teğmeni olarak mezun oldu. Ardından Erkân-ı Harbiye Mektebi’ndeki eğitimini 1906’da birincilikle tamamladı ve kurmay yüzbaşı oldu. Edirne’deki 2. Ordu bünyesinde başlayan kurmaylık tecrübesi, onun hem askerî planlama hem de karargâh görevlerinde yetişmesini sağladı. TBMM biyografisinde Harp Akademisi mezunu olduğu ve Almanca, Fransızca ve İngilizce bildiği bilgisi de yer almaktadır.
1908’den itibaren çeşitli ordu birliklerinde kurmay görevleri üstlenen İnönü, 31 Mart İsyanı sırasında Hareket Ordusu karargâhında görev yaptı. Daha sonra Yemen’de bulundu; 1912’de binbaşılığa yükseldi. Balkan Savaşları döneminde Çatalca Ordusu’nda görev aldı ve savaş sonrasındaki diplomatik görüşmelerde askerî danışman olarak bulundu. Bu görevler, ilerleyen yıllarda Mudanya ve Lozan’da öne çıkacak müzakere tecrübesinin ilk örnekleri arasında değerlendirilebilir.
Askerî kariyeri ve Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü neydi?
I. Dünya Savaşı sırasında hızla yükselen İnönü, 1914’te yarbaylığa, 1915’te albaylığa terfi etti. Kafkas Cephesi’nde kolordu komutanlığı yaptı ve burada Mustafa Kemal Paşa ile yakın çalışma imkânı buldu. Daha sonra Filistin Cephesi’nde 20. ve 3. Kolordu komutanlıklarına atandı. 1918’deki muharebeler sırasında yaralanmasının ardından İstanbul’a döndü ve Harbiye Nezareti Müsteşarlığı gibi görevlerde bulundu.
Millî Mücadele’nin başlamasının ardından 1920’de Anadolu’ya geçen İsmet Bey, Ankara’daki yeni siyasi ve askerî yapının önemli isimlerinden biri oldu. Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekilliği görevini üstlendi ve Batı Cephesi’nin yeniden düzenlenmesinde rol aldı. Düzenli ordunun Yunan kuvvetleri karşısındaki ilk önemli sınavlarından olan I. ve II. İnönü muharebelerinde Batı Cephesi Komutanı olarak görev yaptı. II. İnönü Muharebesi 23 Mart-1 Nisan 1921 tarihleri arasında gerçekleşti ve Türk kuvvetlerinin karşı taarruzuyla Yunan birlikleri geri çekildi.
İnönü daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi döneminde ve Büyük Taarruz hazırlıklarında Batı Cephesi’nin üst düzey komutanlarından biri olarak görevini sürdürdü. Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından askerî mücadelenin diplomatik safhaya geçmesiyle bu kez müzakereci kimliği öne çıktı. Mudanya Mütarekesi görüşmelerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’ni temsil eden heyetin başkanlığını üstlendi. Mudanya’daki başarısı, kısa süre sonra Lozan Konferansı’nda Türk heyetinin başına getirilmesinde etkili oldu. İnönü Vakfı kaynaklarında da Mudanya’nın, onun askerî kariyerinden diplomasiye geçişindeki temel dönüm noktalarından biri olduğu vurgulanmaktadır.
Lozan ve Cumhuriyet’in kuruluşunda hangi görevleri üstlendi?
İsmet Paşa, Lozan Barış Konferansı’nda dışişleri bakanı ve Türk başdelegesi sıfatıyla Türkiye’yi temsil etti. Aylar süren ve zaman zaman kesintiye uğrayan görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşma, yeni Türk devletinin uluslararası statüsünün belirlenmesinde temel belgelerden biri oldu. Mustafa Kemal Paşa da Lozan’ın imzalanmasının ardından İsmet Paşa’yı kutladı ve yürüttüğü diplomatik görevi önemli bir başarı olarak değerlendirdi.

Cumhuriyet’in 29 Ekim 1923’te ilan edilmesinin ardından İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı oldu. Farklı dönemlerde yeniden başbakanlık görevine getirildi ve özellikle 1925-1937 arasındaki yaklaşık 12 yıllık kesintisiz görev süresiyle Cumhuriyet’in erken dönemindeki ekonomik, idari ve toplumsal dönüşüm politikalarının uygulanmasında önemli rol oynadı. Devletçilik ağırlıklı sanayileşme, demiryolu yatırımları, kamu iktisadi teşebbüslerinin gelişmesi ve 1930’lu yılların sanayi planları onun başbakanlığı dönemindeki ekonomik yapılanmanın başlıca unsurlarındandı.
İnönü, erken Cumhuriyet döneminin hukuk, eğitim, ekonomi ve devlet örgütlenmesini yeniden şekillendiren reformlarının uygulanmasında Atatürk’ün başbakanı olarak görev yaptı. Bununla birlikte iki devlet adamının ekonomik politikalar ve bazı idari meselelerde görüş ayrılıkları yaşadığı da bilinmektedir. İnönü 1937’de başbakanlıktan ayrıldı ve yerine Celal Bayar geçti. Bu ayrılık, Millî Mücadele’den beri süren siyasi ortaklığın tamamen sona ermesi anlamına gelmedi; İnönü milletvekili olarak siyasi yaşamını sürdürdü.
Soyadı Kanunu’nun ardından Mustafa Kemal Atatürk, 1934’te İsmet Paşa’ya, Kurtuluş Savaşı’ndaki İnönü muharebelerine atıfla “İnönü” soyadını verdi. Atatürk Araştırma Merkezi’nde yer verilen dönemin belgesinde bu tercihin doğrudan İnönü muharebelerindeki rolüyle ilişkilendirildiği görülmektedir.
Cumhurbaşkanlığı ve II. Dünya Savaşı yılları nasıl geçti?
Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de ölümünün ardından İsmet İnönü, 11 Kasım 1938’de TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci cumhurbaşkanı seçildi. TBMM verilerine göre seçime katılan 348 milletvekilinin tamamının oyunu aldı ve 22 Mayıs 1950’ye kadar cumhurbaşkanlığı görevini sürdürdü. 26 Aralık 1938’de toplanan CHP Olağanüstü Kurultayı’nda ise “Değişmez Genel Başkan” seçildi ve kendisine “Millî Şef” unvanı verildi; Atatürk için de “Ebedî Şef” ifadesi kabul edildi.
İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminin en önemli meselesi, 1939’da başlayan II. Dünya Savaşı oldu. Türkiye savaş boyunca İngiltere, Almanya ve Sovyetler Birliği gibi büyük güçlerin yoğun diplomatik baskıları arasında kaldı. İnönü yönetiminin temel hedefi ülkenin askerî kapasitesini ve güvenliğini gözeterek mümkün olduğu kadar savaş dışında kalmaktı. Atatürk Araştırma Merkezi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarihi çalışmalarında da İnönü’nün özellikle savaşın ilk yıllarında Türkiye’yi doğrudan çatışmaya sürükleyecek taleplere karşı ihtiyatlı bir çizgi izlediği aktarılmaktadır.
Savaş dışında kalınması Türkiye’yi cephedeki büyük yıkımdan korusa da savaş ekonomisinin ağır sonuçları toplumun günlük hayatını etkiledi. Asker sayısının artırılması, üretim ve ithalatın daralması, kıtlık endişesi, karne uygulamaları, yüksek enflasyon ve olağanüstü vergiler dönemin temel sorunları arasında yer aldı. 1942 tarihli Varlık Vergisi başta gayrimüslim yurttaşlar üzerindeki uygulamaları nedeniyle Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı mali düzenlemelerinden biri oldu. İnönü döneminin değerlendirilmesinde savaş dışı kalma başarısının yanı sıra tek parti yönetiminin siyasi sınırlılıkları ve savaş ekonomisinin yarattığı toplumsal maliyetler de önemli bir yer tutmaktadır. ATAM çalışmalarında savaş ekonomisinin geniş halk kesimlerinin refahını düşürdüğü ve iktidara yönelik toplumsal desteği aşındırdığı belirtilmektedir.
Çok partili hayata geçişte İsmet İnönü nasıl bir rol oynadı?
II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle Türkiye’de siyasi sistemin dönüşümü hızlandı. İnönü, 1 Kasım 1945’te TBMM’nin açılışında yaptığı konuşmada iktidar partisinin karşısında gerçek bir siyasi partinin bulunmamasını sistemin temel eksikliklerinden biri olarak değerlendirdi. 1946’da Demokrat Parti’nin kurulması ve aynı yıl yapılan genel seçimlerle çok partili siyasal yaşam kalıcı hale gelmeye başladı. 1946 seçimleri yöntem ve seçim güvenliği bakımından ciddi tartışmalara yol açsa da sonraki yıllarda seçim sistemini daha güvenli hale getiren düzenlemeler yapıldı.
1950 seçimlerinden önce kabul edilen yeni seçim düzenlemeleriyle seçimlerin yargı gözetiminde yapılması, gizli oy ve açık sayım ilkelerinin uygulanması sağlandı. 14 Mayıs 1950 genel seçimlerinde Demokrat Parti yüzde 52,68, CHP ise yüzde 39,45 oy aldı. Seçim sonucunun ardından İnönü cumhurbaşkanlığından ayrıldı; Celal Bayar cumhurbaşkanı, Adnan Menderes ise başbakan oldu. İktidarın seçim yoluyla CHP’den Demokrat Parti’ye geçmesi, Türkiye’nin çok partili siyasi tarihinin temel dönüm noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. TBMM kayıtlarında İnönü’nün seçim sonucunu kabul ederek iktidar devri hazırlıklarını başlattığı da aktarılmaktadır.

İnönü, 1950’den sonra CHP genel başkanı ve ana muhalefet lideri olarak siyasi yaşamına devam etti. Demokrat Parti iktidarıyla özellikle basın özgürlüğü, muhalefetin faaliyetleri ve seçim düzenlemeleri konusunda sert siyasi mücadelelere girdi. 1954 ve 1957 seçimlerinde CHP’nin başında yer aldı. 1950’lerin ikinci yarısında iktidar-muhalefet ilişkilerinin giderek sertleşmesi ve 1960’a doğru yaşanan siyasi krizler, Türkiye’yi 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesine götüren ortamın başlıca unsurları arasında yer aldı.
27 Mayıs’ın ardından hazırlanan 1961 Anayasası’yla yapılan seçimlerde CHP birinci parti çıktı ancak tek başına hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadı. İsmet İnönü bunun üzerine Adalet Partisi ile Cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükümetini kurdu. TBMM kaynaklarına göre CHP-AP hükümeti 20 Kasım 1961’de kuruldu ve 25 Haziran 1962’ye kadar görev yaptı. İnönü böylece yaklaşık 24 yıl sonra yeniden başbakanlık makamına döndü. Sonraki yıllarda farklı ortaklarla kurduğu hükümetlerle 20 Şubat 1965’e kadar başbakanlık görevini sürdürdü.
1960’lı yıllarda CHP’nin siyasi kimliği de değişmeye başladı. İnönü, partinin kendisini “ortanın solu” çizgisinde tanımlamasını benimsedi; Bülent Ecevit bu yaklaşımın parti içindeki en güçlü temsilcilerinden biri haline geldi. Ecevit 1966’da CHP genel sekreterliğine seçildi. 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında parti içinde İnönü ve Ecevit arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. 1972’de yapılan olağanüstü kurultay sürecinin ardından İnönü, 8 Mayıs 1972’de 33 yılı aşkın süredir yürüttüğü CHP genel başkanlığından ayrıldı; 14 Mayıs’ta Bülent Ecevit genel başkan seçildi.
İnönü aynı yıl milletvekilliğinden de ayrıldı. TBMM kayıtlarına göre 20 Kasım 1972’de Malatya milletvekilliğinden istifa etti ve Cumhuriyet Senatosu’nun tabii üyesi oldu. Böylece aktif parti liderliğini bırakmasına rağmen parlamenter konumunu yaşamının sonuna kadar sürdürdü.
İsmet İnönü ne zaman öldü ve nasıl hatırlanıyor?
İsmet İnönü, 25 Aralık 1973’te Ankara’da 89 yaşında hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Ankara’daki Anıtkabir’e defnedildi. Eşi Mevhibe İnönü ile evliliğinden üç çocuğu oldu. TBMM biyografisi de ölüm tarihini 25 Aralık 1973 olarak kaydetmekte ve uzun siyasi yaşamında farklı dönemlerde Ankara ile Malatya milletvekilliği yaptığını belirtmektedir.
İnönü’nün tarihsel mirası askerlik, diplomasi ve siyaset olmak üzere üç ana alanda şekillendi. I. ve II. İnönü muharebeleri ile Millî Mücadele’nin düzenli ordu döneminde; Mudanya ve Lozan ile diplomasi tarihinde; Cumhuriyet’in ilk başbakanlığı, 12 yıllık kesintisiz 1925-1937 başbakanlığı ve daha sonraki hükümetleriyle yürütme tarihinde öne çıktı. Toplam başbakanlık süresi yaklaşık 16 yıl 11 aya ulaşarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu görevi en uzun süre üstlenen kişi oldu.
Cumhurbaşkanlığı dönemi ise farklı yönleriyle tartışılmaya devam etmektedir. Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’nın büyük bölümünde doğrudan savaşa girmemesi İnönü yönetiminin en önemli dış politika sonuçlarından biri olarak değerlendirilirken; Millî Şef dönemi, tek parti düzeni, savaş yıllarındaki ekonomik tedbirler ve demokratik temsilin sınırlılığı eleştirel tarih çalışmalarının temel başlıkları arasındadır. Buna karşılık 1945 sonrasında çok partili siyasetin önünün açılması ve 1950 seçimlerindeki yenilginin ardından iktidarın barışçıl biçimde devredilmesi, Türkiye’nin demokrasi tarihinde İnönü ile özdeşleşen önemli dönüm noktaları arasında yer almaktadır.
Yaklaşık yetmiş yıllık askerî ve siyasi hayatı Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden 1970’lerin Türkiye’sine kadar uzanan İsmet İnönü; bir imparatorluk subayı, Millî Mücadele komutanı, Lozan başdelegesi, Cumhuriyet’in ilk başbakanı, ikinci cumhurbaşkanı, ana muhalefet lideri ve koalisyon hükümetleri başbakanı olarak birbirinden farklı dönemlerde sorumluluk üstlendi. Bu nedenle İnönü’nün yaşamı, yalnızca bir devlet adamının biyografisi değil; Türkiye’nin savaş, kuruluş, tek parti yönetimi, II. Dünya Savaşı, demokratikleşme ve çok partili siyaset aşamalarının da önemli bir tarihsel kesitini oluşturur.
