Fethullah Gülen, 27 Nisan 1941'de Erzurum'un Pasinler ilçesine bağlı Korucuk köyünde doğan; imamlık, vaizlik ve yazarlık yapan, zamanla Türkiye'de ve birçok ülkede eğitim, medya, finans ve sivil toplum alanlarında faaliyet gösteren geniş bir yapılanmanın merkezindeki isim hâline gelen din adamıydı. Takipçileri tarafından uzun yıllar “Hizmet hareketi” olarak adlandırılan yapı, Türkiye Cumhuriyeti tarafından FETÖ/PDY olarak tanımlandı. Gülen, özellikle devlet kurumlarında örgütlenme, çeşitli suçlara iştirak ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin arkasındaki isim olmakla suçlandı. Gülen bu suçlamaları reddetti ve 1999'dan 20 Ekim 2024'teki ölümüne kadar Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşadı. Investing.com+1
Fethullah Gülen kimdir ve nasıl yetişti?
Doğum adı Fetullah Gülen olan Gülen'in babası Ramiz Gülen imam, annesi Refia Gülen ise ev hanımıydı. Sekiz çocuklu ailenin ikinci çocuğu olarak büyüdü. Küçük yaşta Kur'an eğitimi aldı; 1945'te Kur'an öğrenmeye başladı ve 1951'de hafızlığını tamamladı. Babasının görev yeri değişikliği nedeniyle örgün ilkokul eğitimine ara vermesine rağmen daha sonra Erzurum'da dışarıdan sınava girerek ilkokul diploması aldı. Babasından Arapça, Hasankale'de Hacı Sıtkı Efendi'den tecvid ve Kur'an dersleri gördü; Erzurum'daki Kurşunlu Camii medresesinde geleneksel dinî eğitim aldı.
1950'li yıllarda Osman Bektaş başta olmak üzere çeşitli din âlimlerinden fıkıh ve din dersleri alan Gülen'in düşünce dünyasında dönemin Nurculuk çevreleri ve özellikle Said Nursî'nin eserleri de etkili oldu. Bununla birlikte ilerleyen yıllarda kendi vaaz üslubu, örgütlenme yöntemi ve takipçi çevresi etrafında ayrı bir yapı ortaya çıktı. Dini eğitim, ahlak, çalışma disiplini, modern bilimlere yönelme ve eğitim kurumları açma düşüncesi, daha sonra Gülen çevresinin başlıca faaliyet alanları arasında yer aldı.
Vaizlik kariyeri nasıl başladı?
Gülen, Edirne'deki Üç Şerefeli Cami'de askerlik öncesinde ve sonrasında toplam yaklaşık dört yıl imamlık yaptı. Askerliğinin acemi birliğini Ankara Mamak'ta, devamını İskenderun'da tamamladı. 1963'te Erzurum'a döndü ve bu dönemde Komünizmle Mücadele Derneğinin Erzurum'daki ikinci şubesinin kuruluşunda görev aldı. Soğuk Savaş'ın Türkiye'deki siyasi ve toplumsal tartışmalarının yoğunlaştığı bu yıllarda antikomünizm, muhafazakâr çevrelerin önemli ortak temalarından biriydi.
1965'te Kırklareli'ne vaiz olarak atanan Gülen, 1966'da İzmir Kestanepazarı Camii'nde göreve başladı. Özellikle İzmir yılları, çevresinin genişlemesinde belirleyici oldu. Camilerdeki vaazların yanı sıra öğrenci çevrelerine yönelik sohbetler yaptı; öğrenci evleri, yurtlar ve eğitim faaliyetlerinin oluşmasına öncülük eden bir destek ağı gelişti. Reuters'ın Gülen'in ölümünün ardından yayımladığı biyografik değerlendirmede de İzmir dönemindeki öğrenci yurtları ve toplantılar, sonraki yıllarda eğitimden iş dünyasına ve medyaya uzanan ağın erken aşamaları arasında gösterildi.
1968'de resmî görevlendirmeyle hac görevini yerine getiren Gülen, gezici bölge vaizi olarak Ege Bölgesi'nin farklı şehirlerinde konuşmalar yaptı. Vaazlarının ses ve video kayıtları sonraki yıllarda geniş bir takipçi kitlesine ulaştı. Konuşmalarında İslami ahlak, eğitim, ibadet, aile, gençlik, bilim, toplumsal sorumluluk ve “hizmet” anlayışı gibi konulara yer verdi. “Metafizik gerilim” olarak adlandırdığı sürekli manevi motivasyon ve çalışma fikri de takipçilerine yönelik anlatısının öne çıkan unsurlarından biri oldu.
Gülen yapılanması nasıl büyüdü?

1970'lerden itibaren Gülen çevresindeki öğrenci evleri, yurtlar ve eğitim faaliyetleri giderek daha örgütlü bir yapıya dönüştü. 1980'ler ve özellikle 1990'larda özel okullar, dershaneler, şirketler, vakıflar, dernekler, medya kuruluşları ve finans kuruluşlarıyla bağlantılı geniş bir ekosistem ortaya çıktı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Orta Asya ve Kafkasya'da, ardından Balkanlar, Afrika, Avrupa, Amerika ve Asya'nın farklı bölgelerinde Gülen'in fikirlerinden etkilenen kişilerce okullar açıldı. Reuters, bu ağın Türkiye dışındaki etkisinin özellikle eğitim kurumları üzerinden Orta Asya'dan Batı ülkelerine kadar yayıldığını kaydetti.
Gülen ve takipçileri bu faaliyetleri uzun süre “Hizmet” kavramıyla tanımladı. Hareketin destekçileri, eğitim, dinler arası diyalog, girişimcilik ve toplumsal hizmetin ön planda olduğunu savundu. Gülen'in 1990'lı ve 2000'li yıllarda dinler arası diyalog konusunda yaptığı açıklamalar ve farklı dinlerin temsilcileriyle görüşmeleri de uluslararası görünürlüğünü artırdı. Eleştirmenleri ise hareketin hiyerarşik, kapalı ve hesap verebilirliği sınırlı bir yapılanmaya dönüştüğünü; özellikle kamu kurumlarında kadrolaşmaya yönelik uzun vadeli bir strateji izlediğini ileri sürdü. Bu nedenle Gülen hareketinin niteliği, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en sert tartışma başlıklarından biri oldu.
Gülen, onlarca kitap ile dini ve toplumsal konulardaki çok sayıda makale ve vaazın sahibiydi. Eserlerinde iman, Kur'an, peygamberlik, tasavvuf, ahlak, eğitim, insan yetiştirme, toplumsal sorumluluk ve dinler arası ilişkiler gibi başlıklara ağırlık verdi. Kitaplarının önemli bölümü daha önce yaptığı vaaz ve sohbetlerin düzenlenmesiyle oluşturuldu ve farklı dillere çevrildi. Böylece kendisi Türkiye dışında da tanınan bir dinî figüre dönüştü.
Türkiye'den neden ayrıldı ve Erdoğan ile ilişkisi nasıl değişti?
Gülen yapılanmasına ilişkin güvenlik bürokrasisindeki tartışmalar 1990'larda belirginleşti. 28 Şubat sürecinde Ankara Emniyet Müdürlüğünün hazırladığı bir raporda Gülen'in liderliğindeki yapılanmanın emniyet teşkilatında örgütlendiği ileri sürüldü. Gülen, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek 21 Mart 1999'da Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Daha sonraki yıllarda Pennsylvania eyaletindeki Saylorsburg yakınlarında bulunan bir yerleşkede yaşamını sürdürdü ve Türkiye'ye dönmedi. Reuters da Gülen'in 1999'dan itibaren ABD'de yaşadığını ve ölümüne kadar burada kaldığını aktardı.
2000'li yılların ilk bölümünde Gülen hareketi ile Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti arasında ortak siyasi hedeflerin bulunduğu geniş ölçüde değerlendirildi. Her iki taraf da özellikle askerî vesayetin ve geleneksel devlet elitlerinin siyasetteki ağırlığının azaltılması sürecinde aynı yönde hareket etti. Gülen çevresiyle bağlantılı olduğu ileri sürülen polis, savcı ve yargı mensuplarının Ergenekon ve Balyoz gibi tartışmalı soruşturma ve davalardaki rolleri sonraki yıllarda yoğun biçimde tartışıldı. Financial Times'ın Gülen'in hayatına ilişkin değerlendirmesinde de Gülen hareketinin bir dönem Erdoğan'ın seküler askerî-bürokratik yapı karşısındaki siyasi mücadelesini desteklediği, daha sonra iki taraf arasında devlet üzerindeki nüfuz konusunda derin bir çatışma çıktığı belirtildi.
AK Parti ile Gülen yapılanması arasındaki gerilim 2010'ların başlarında giderek arttı ve Aralık 2013'te hükümet üyeleri ile yakın çevrelerini hedef alan yolsuzluk soruşturmalarıyla açık çatışmaya dönüştü. Erdoğan hükümeti operasyonları Gülen yapılanmasının hükümeti devirmeye yönelik girişimi olarak değerlendirdi; Gülen çevresi ise bu yorumları reddetti. Ardından Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu belirtilen emniyet, yargı, eğitim, medya ve finans çevrelerine yönelik operasyonlar başladı. Gülen hakkında 2014'te yakalama kararı çıkarıldı ve Türkiye'de yapılanmaya ilişkin hukuki ve idari süreç giderek genişledi.
15 Temmuz darbe girişimi ve iade süreci neden belirleyici oldu?

15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup asker hükümeti devirmeye yönelik darbe girişiminde bulundu. Savaş uçakları ve helikopterler kullanıldı, tanklar sokaklara çıktı, TBMM ve çeşitli kamu kurumları hedef alındı. Türkiye Cumhuriyeti makamları darbe girişiminin Gülen yapılanması tarafından planlandığını ve Fethullah Gülen'in örgütün lideri ve girişimin bir numaralı sorumlusu olduğunu açıkladı. Gülen ise darbe girişimini kınadığını söyleyerek emir verdiği veya planlamaya katıldığı iddialarını reddetti. Reuters ve Associated Press gibi uluslararası kaynaklar da Gülen'in suçlamaları yaşamı boyunca reddettiğini kaydetti.
Darbe girişiminden sonra Türkiye'de Gülen yapılanmasına yönelik çok geniş çaplı soruşturmalar yürütüldü; on binlerce kişi gözaltına alındı veya tutuklandı, kamu çalışanları görevden uzaklaştırıldı ya da ihraç edildi. Yapıyla bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda okul, şirket, vakıf, dernek ve medya kuruluşu kapatıldı veya devredildi. Hükümet bu uygulamaları devletin karşı karşıya kaldığı güvenlik tehdidinin boyutuyla gerekçelendirdi; uluslararası insan hakları kuruluşları ve bazı yabancı hükümetler ise olağanüstü hâl dönemindeki işlemlerin kapsamı ve hukuki güvenceler konusunda eleştiriler yöneltti.
Türkiye, Gülen'in ABD'den iadesini uzun yıllar diplomatik gündemin önemli başlıklarından biri hâline getirdi. ABD Adalet Bakanlığı kayıtları, Türk hükümetinin Gülen'in iadesi için birden fazla talepte bulunduğunu ve konunun iki ülke arasındaki görüşmelerde ele alındığını doğruluyor. ABD makamları, Türkiye ile yürürlükteki iade anlaşması uyarınca taleplerin Amerikan hukukunun öngördüğü delil ve yargılama standartlarını karşılaması gerektiğini belirtti. Gülen, hayatı boyunca ABD tarafından Türkiye'ye iade edilmedi.
Gülen, Türkiye'de anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, hükümeti devirmeye teşebbüs, casusluk, Cumhurbaşkanına suikast girişimi, sınav sorularının çalınması, usulsüz dinleme, resmî belgede sahtecilik, dolandırıcılık, kara para aklama ve özel hayatın gizliliğini ihlal gibi çok sayıda ağır suçlamayla ilişkilendirilen davaların sanığıydı. Türkiye İçişleri Bakanlığının en çok aranan teröristler listesinde kırmızı kategoride bulunuyordu. Buna karşılık ABD'de bu suçlardan mahkûm edilmedi ve Amerikan makamlarının yürüttüğü iade süreci sonuçlanmadı; bu ayrım Gülen hakkındaki hukuki durum değerlendirilirken önem taşıdı.
Fethullah Gülen ne zaman öldü ve nasıl bir miras bıraktı?
Fethullah Gülen, bir süredir tedavi gördüğü Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bir hastanede 20 Ekim 2024'te 83 yaşında hayatını kaybetti. Ölüm haberi ilk olarak vaazlarını yayımlayan Herkul adlı internet sitesi tarafından duyuruldu, ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Gülen'in ölümünü doğruladı. Gülen'in yaşamının son yıllarında sağlık sorunları yaşadığı ve Pennsylvania'da büyük ölçüde gözlerden uzak bir hayat sürdüğü biliniyordu.
Gülen'in mirası son derece tartışmalı kaldı. Destekçileri onu eğitim, dinler arası diyalog ve toplumsal hizmeti savunan bir din adamı olarak değerlendirdi; hareketin dünyanın birçok ülkesindeki okullar ve sivil girişimler aracılığıyla etkili olduğunu ileri sürdü. Türkiye Cumhuriyeti ise Gülen'i, kamu kurumlarına sistematik biçimde sızan silahlı bir terör örgütünün kurucusu ve yöneticisi olarak kabul etti ve 15 Temmuz darbe girişiminden sorumlu tuttu. Gülen'in ölümü bu karşıt değerlendirmeleri sona erdirmedi; aksine, Türkiye'nin yakın dönem siyasi tarihi, devlet içindeki örgütlenmeler, sivil-dinî yapıların denetimi, eğitim ağları ve 15 Temmuz'un nasıl gerçekleştiğine ilişkin tartışmaların merkezindeki isimlerden biri olarak tarihsel önemini korudu.
