II. Mehmed, daha çok bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı İmparatorluğu’nun 7. padişahıdır. 30 Mart 1432’de Edirne’de doğan Mehmed, II. Murad ile Hüma Hatun’un oğludur. İlk kez 1444-1446 yıllarında, ikinci kez ise 1451’den 3 Mayıs 1481’deki ölümüne kadar Osmanlı tahtında kaldı. Saltanatının en önemli gelişmesi, 29 Mayıs 1453’te Konstantinopolis’i fethederek yaklaşık bin yıllık Doğu Roma İmparatorluğu’na son vermesiydi. Bu başarının ardından “Fatih” unvanıyla anılan II. Mehmed, yalnızca askerî fetihleriyle değil, merkezi yönetimi güçlendiren politikaları, hukuk düzenlemeleri, İstanbul’u yeniden imar etmesi ve bilim ile sanata verdiği destekle Osmanlı tarihinin belirleyici hükümdarlarından biri oldu.
II. Mehmed kimdir ve nasıl yetişti?
Şehzade Mehmed’in çocukluğu, Osmanlı hanedanının devlet yönetimine hazırlık anlayışı doğrultusunda eğitim ve idare tecrübesiyle geçti. Dönemin önde gelen âlimlerinden ders aldı; dinî ilimlerin yanı sıra tarih, matematik, geometri, coğrafya ve felsefeyle ilgilendi. Kaynaklarda Molla Gürânî, Hocazâde Muslihuddin ve Akşemseddin gibi isimlerin onun düşünce ve eğitim dünyasında önemli yer tuttuğu belirtilir. Arapça ve Farsçaya hâkim olduğu, saray çevresinin de Rumca ve Slavca öğrenmesine elverişli bir ortam sağladığı aktarılır. TDV İslâm Ansiklopedisi, altı yaşında Amasya’ya vali tayin edildiği yönündeki geleneksel anlatının şüpheli olduğunu, buna karşılık 1443 baharında Manisa’ya gönderildiğinin bilindiğini belirtmektedir.
II. Murad, 1444 yılında tahtı henüz 12 yaşındaki Mehmed’e bıraktı. Ancak Osmanlı tahtında çok genç bir hükümdarın bulunması Balkanlar’daki Osmanlı karşıtlarını harekete geçirdi. Haçlı kuvvetlerinin ilerleyişi üzerine II. Murad yeniden ordunun başına geçti ve 1444 Varna Muharebesi’nde Osmanlı kuvvetleri galip geldi. Devlet yönetimindeki siyasi çekişmelerin de etkisiyle II. Murad 1446’da yeniden tahta çıktı; Mehmed ise Manisa’ya döndü. Bu ilk saltanat dönemi kısa sürmesine rağmen genç şehzadenin saray siyaseti, askerî tehditler ve devlet yönetimiyle doğrudan karşılaşmasını sağladı.
İstanbul’un fethi için nasıl hazırlandı?
II. Murad’ın 1451’de ölümü üzerine Mehmed, 19 yaşında ikinci kez Osmanlı tahtına çıktı. Yeni padişahın temel hedeflerinden biri Konstantinopolis’in alınmasıydı. Şehir, Osmanlıların Anadolu ve Rumeli topraklarının arasında bulunuyor, Bizans yönetiminin Avrupa devletleriyle ilişkileri de Osmanlı açısından stratejik bir sorun oluşturuyordu. II. Mehmed, kuşatma öncesinde Boğaz üzerindeki kontrolü artırmak amacıyla Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırdı; donanmayı güçlendirdi ve dönemin kuşatma teknolojilerinden yararlanarak büyük toplar hazırlattı. Böylece şehir hem deniz hem kara yönünden yoğun bir askerî baskı altına alınabilecek duruma getirildi.

Konstantinopolis kuşatması 6 Nisan 1453’te başladı ve 29 Mayıs 1453’te Osmanlı ordusunun şehre girmesiyle sonuçlandı. II. Mehmed bu sırada 21 yaşındaydı. Fetih, Doğu Roma İmparatorluğu’nun siyasi varlığını sona erdirirken Osmanlı Devleti açısından da önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Halil İnalcık, İstanbul’un fethini Osmanlı Devleti’nin imparatorluk niteliğinin kesin biçimde ortaya çıkmasını sağlayan ve II. Mehmed’in sonraki merkeziyetçi yönetiminin temelini hazırlayan başlıca olaylardan biri olarak değerlendirir.
Fetihten sonra II. Mehmed İstanbul’u yalnızca ele geçirilmiş bir şehir olarak bırakmadı; burayı Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi, ekonomik ve kültürel merkezi haline getirmeyi amaçlayan kapsamlı bir yeniden yapılanma politikası izledi. Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinden farklı din ve topluluklara mensup nüfus İstanbul’a yerleştirildi. Çarşılar, imarethaneler, medreseler, hamamlar ve dinî yapılar kuruldu; ticaretin canlandırılmasına yönelik tedbirler alındı. Fatih Camii ve çevresindeki külliye ile Semâniye medreseleri bu yeniden yapılanmanın en önemli unsurları arasında yer aldı. İstanbul böylece birkaç on yıl içerisinde Osmanlı yönetiminin başlıca idari ve kültürel merkezi konumuna yükseldi.
Fatih Sultan Mehmed hangi bölgeleri fethetti?
İstanbul’un alınmasının ardından II. Mehmed, Balkanlar, Karadeniz ve Anadolu’da Osmanlı egemenliğini genişletmeye yöneldi. 1459’da Semendire’nin teslim alınmasıyla Sırbistan’ın büyük bölümü doğrudan Osmanlı yönetimine girdi. 1460’taki seferle Mora Despotluğu’nun önemli bölümü ele geçirildi; 1461’de Amasra’nın ardından Sinop ve Trabzon üzerine gidildi ve Trabzon İmparatorluğu’nun varlığı sona erdirildi. Böylece Bizans siyasi geleneğinin Anadolu’daki en önemli son merkezlerinden biri de Osmanlı hâkimiyetine katılmış oldu.
II. Mehmed dönemindeki genişleme yalnızca Bizans mirasıyla sınırlı kalmadı. Bosna’nın önemli bölümü Osmanlı topraklarına katılırken Arnavutluk’ta İskender Bey’in önderliğindeki direnişle uzun yıllar mücadele edildi. Karaman bölgesi üzerindeki Osmanlı denetiminin güçlendirilmesi ise Anadolu’nun siyasi birliği bakımından önem taşıdı. Doğu Anadolu’daki Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın Osmanlı karşıtı ittifak girişimleri 1473 Otlukbeli Muharebesi’ne yol açtı. II. Mehmed’in ordusu bu savaşta Akkoyunlu kuvvetlerini yenerek Orta ve Doğu Anadolu üzerindeki Osmanlı nüfuzunu güçlendirdi.

Karadeniz siyaseti de Fatih döneminin temel unsurlarından biriydi. Gedik Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri 1475’te Kefe başta olmak üzere Kırım kıyılarındaki önemli Ceneviz kolonilerini ele geçirdi. Kırım Hanlığı Osmanlı nüfuz alanına girerken Karadeniz ticaret yollarındaki Osmanlı hâkimiyeti önemli ölçüde genişledi. Ege ve Adriyatik’te ise Venedik Cumhuriyeti ile uzun süre mücadele edildi. 1470’te Eğriboz’un Osmanlılar tarafından alınması savaşın önemli gelişmelerinden biri oldu; uzun Osmanlı-Venedik mücadelesi 1479’da yapılan anlaşmayla sona erdi.
Devlet yönetiminde hangi düzenlemeleri yaptı?
II. Mehmed’in saltanatı Osmanlı merkezî yönetiminin güçlendirilmesi açısından da belirleyiciydi. İstanbul’un fethinden sonra güçlü vezir Çandarlı Halil Paşa’nın tasfiye edilmesi, eski aristokrat ailelerin devlet yönetimindeki etkisinin azalmasının simgesel gelişmelerinden biri oldu. Fatih döneminde padişahın merkezî otoritesi belirgin şekilde arttı; saraya bağlı yöneticiler devlet idaresinde daha etkili hale geldi. Bu yapı, sonraki yüzyıllarda klasik Osmanlı yönetim sisteminin başlıca özelliklerinden biri olarak devam etti.
Fatih’in adıyla özdeşleşen hukuki düzenlemelerin başında “Fâtih Kanunnâmesi” olarak bilinen düzenlemeler gelir. Kanunnâmeler saray teşkilatından devlet görevlilerinin konumuna ve yönetim teamüllerine kadar çeşitli alanlarda Osmanlı örfî hukukunun sistemleştirilmesine katkıda bulundu. Fatih, şer‘î hukukun yanında padişahın devlet düzenine ilişkin kurallar koyma yetkisine dayanan örfî hukuk alanını geliştiren hükümdarlardan biri olarak kabul edilir. Böylece genişleyen devletin yönetim mekanizması daha sistematik ve merkezî bir yapıya kavuşturulmaya çalışıldı.
Bilim, sanat ve kültüre nasıl katkı sağladı?

II. Mehmed askerî ve siyasi faaliyetlerinin yanında bilim, felsefe, edebiyat ve sanata yoğun ilgi gösterdi. İstanbul’un fethinden sonra şehirde medreseler kurulmasını teşvik etti; Ayasofya çevresinde eğitim faaliyetleri başlatıldı ve 1470’te tamamlanan Fatih Külliyesi içindeki Semâniye medreseleri dönemin önemli yüksek öğretim merkezlerinden biri haline geldi. Osmanlı, İran, Arap ve Rum dünyasından bilim insanlarıyla temas kurdu; matematik, astronomi, coğrafya ve felsefeyle özel olarak ilgilendi. Saray çevresinde Rum bilginlerinin ve kâtiplerin de bulunması, Fatih’in farklı kültür geleneklerinden yararlanan imparatorluk anlayışının göstergeleri arasında sayılır.
Fatih Sultan Mehmed aynı zamanda “Avnî” mahlasıyla şiirler yazdı. Türkçe şiirlerinden oluşan divanı, onun yalnızca bir devlet ve savaş adamı değil, klasik edebiyatla doğrudan ilgilenen bir hükümdar olduğunu gösterir. Döneminde Doğu ve Batı kültür çevreleriyle temas kuruldu; İtalyan sanatçı Gentile Bellini’nin İstanbul’a gelmesi ve Fatih’in günümüze ulaşan ünlü portresini yapması, Osmanlı sarayı ile Rönesans İtalya’sı arasındaki kültürel temasların en bilinen örneklerinden biri oldu. Fatih’in kendisini “Kayser-i Rûm”, yani Roma imparatoru olarak konumlandırması da İstanbul merkezli evrensel bir hükümdarlık fikri geliştirdiğini göstermektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi, onun Türk, İran, İslam ve Roma hükümdarlık geleneklerini bir araya getiren yeni Osmanlı padişahı anlayışının oluşumundaki belirleyici rolüne işaret eder.
II. Mehmed, 1481 baharında yeni bir sefer için İstanbul’dan Anadolu yakasına geçti. Seferin kesin hedefi konusunda tarihçiler arasında farklı görüşler bulunmakla birlikte padişah, Üsküdar ile Gebze arasındaki Hünkârçayırı’nda hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de 49 yaşında öldü. Kaynaklarda ölümünün nikris hastalığıyla ilişkilendirildiği, zehirlendiği yönündeki iddiaların ise kesin biçimde doğrulanmadığı belirtilmektedir. Cenazesi İstanbul’a getirildi ve kendi yaptırdığı Fatih Camii’nin haziresindeki türbeye defnedildi. Ölümünün ardından oğulları II. Bayezid ile Cem Sultan arasında başlayan taht mücadelesi II. Bayezid’in üstünlüğüyle sonuçlandı.
Fatih Sultan Mehmed’in yaklaşık otuz yıllık ikinci saltanatı, Osmanlı tarihinin bölgesel bir güçten çok merkezli bir imparatorluğa geçiş dönemlerinden biri olarak değerlendirilir. İstanbul’un fethi, Balkanlar ve Anadolu’daki fetihler, Karadeniz üzerindeki denetimin genişletilmesi, merkezî idarenin güçlendirilmesi, kanunların sistemleştirilmesi ve İstanbul’un imparatorluk başkenti olarak yeniden kurulması onun uzun vadeli mirasının temel unsurlarıdır. Bu nedenle II. Mehmed’in etkisi yalnızca 1453’teki fetihle sınırlı kalmamış; oluşturduğu siyasi, idari ve kültürel yapı sonraki Osmanlı yüzyıllarının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.
