Mehmet Ali Birand, 9 Aralık 1941’de İstanbul’da doğan; gazetecilik, yazarlık, köşe yazarlığı, televizyon yapımcılığı ve haber sunuculuğu alanlarında yaklaşık yarım yüzyıl çalışan Türk basınının önde gelen isimlerinden biriydi. Meslek hayatına 1964’te Milliyet gazetesinde başlayan Birand, özellikle Avrupa ve dış politika haberciliği, 1985’te yayına giren 32. Gün programı, yakın Türkiye tarihini ele alan kitap ve belgeselleri ile geniş kitlelerce tanındı. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde CNN Türk ve Kanal D’de yönetici ve sunucu olarak görev yapan Birand, 17 Ocak 2013’te İstanbul’da hayatını kaybetti. Uzun meslek yaşamı boyunca yazılı basın ile televizyon gazeteciliği arasında kurduğu bağ ve yetişmesine katkıda bulunduğu gazeteciler, onun medya tarihindeki yerinin önemli parçaları oldu.
Mehmet Ali Birand’ın çocukluğu ve eğitim hayatı nasıldı?
Birand, İstanbul’daki Alman Hastanesi’nde dünyaya geldi. Babası İzzet Birand’ı henüz iki yaşındayken kalp krizi sonucu kaybetmesi nedeniyle çocukluk yılları ekonomik güçlükler içinde geçti. Üç yaşındayken üzerine kaynar su dökülmesi sonucu sol bacağından ağır biçimde yaralandı; ilerleyen yıllarda bu nedenle beş ayrı ameliyat geçirdi. İlkokulu Erenköy Zihnipaşa’da tamamladıktan sonra 1955’te Galatasaray Lisesi’ne başladı. Eğitim masraflarının karşılanmasında Dışişleri Bakanlığında görev yapan dayısı Mahmut Dikerdem’in desteği etkili oldu. Galatasaray Lisesi’nden 1962’de mezun olan Birand, İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesinde Fransızca eğitimi almaya başladı ancak ailesinin maddi koşulları nedeniyle üniversite öğrenimini tamamlayamadı.
Birand’ın gazeteciliğe yönelmesinde Galatasaray Lisesi yıllarında tanıdığı Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi belirleyici rol oynadı. 1963’te bacağından geçireceği son ameliyat için İngiltere’ye giden Birand’a İpekçi, Londra’dan ilgi çekici gelişmeleri gazeteye aktarmasını önerdi. İngiltere’de bulunduğu dönemde İngilizcesini geliştiren ve Milliyet’e haberler gönderen Birand, Türkiye’ye döndükten sonra başlangıçta çalışması planlanan Koç Holding yerine gazeteciliği seçti. Temmuz 1964’te Milliyet kadrosuna katılması, yaklaşık yarım yüzyıl sürecek profesyonel gazetecilik kariyerinin başlangıcı oldu. Birand daha sonraki yıllarda Abdi İpekçi’nin kendisine açtığı bu kapıyı hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri olarak anlattı.
Brüksel yılları Mehmet Ali Birand’ın gazeteciliğini nasıl değiştirdi?
Birand, Milliyet’te çalışırken gazetenin kurucusu Ali Naci Karacan’ın oğlu Ercüment Karacan’ın üvey kızı Cemre Güngören ile tanıştı ve çift 1971’de evlendi. Aynı yıl Birand, Milliyet adına Brüksel’de çalışmaya başladı. Eşiyle birlikte yaklaşık 20 yıl Belçika’da yaşadı; 1977’de oğulları Umur Ali Birand dünyaya geldi. Belçika vatandaşlığı da bulunan Birand, Türkçenin yanı sıra Fransızca ve İngilizce biliyordu. Brüksel dönemi, onun yalnızca Avrupa kurumlarını izleyen bir muhabir olmaktan çıkıp Türkiye’nin dış ilişkilerini geniş bir coğrafyada takip eden bir gazeteciye dönüşmesinde belirleyici oldu. Kendi anlatımında da Avrupa’da geçirdiği yılların dünya görüşünü ve çalışma biçimini önemli ölçüde değiştirdiğini vurguladı.
1974 Kıbrıs Harekâtı, Birand’ın dış politika gazeteciliğinde öne çıkmasını sağlayan başlıca gelişmelerden biri oldu. Türkiye’nin Kıbrıs meselesi, ABD silah ambargosu ve Batı ile ilişkileri uluslararası gündemin önemli başlıkları hâline gelirken Birand Brüksel’in yanı sıra Washington, Atina ve Strasbourg gibi merkezlerde gelişmeleri izledi. Milliyet’in diplomasi haberciliği geleneği içerisinde özellikle Türkiye-Avrupa ilişkileri, NATO, Avrupa kurumları, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs dosyasına yoğunlaştı. 1986’da Sovyet yetkilileri ile Milliyet yönetimini ikna ederek Moskova’da bir büro açılması sürecinde rol aldı; Mihail Gorbaçov dönemindeki Sovyet dönüşümünü de yakından takip etti. Bu yıllarda edindiği uluslararası deneyim, daha sonra hem kitaplarına hem de televizyon programlarına yansıdı.
32. Gün neden Mehmet Ali Birand’ın kariyerinde dönüm noktası oldu?
Mehmet Ali Birand’ın geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan en önemli çalışma 1985’te TRT 1’de başlayan 32. Gün oldu. Başlangıçta aylık olarak hazırlanan programda dış politika, diplomasi, savaşlar, siyasi krizler ve Türkiye’nin dünya ile ilişkileri televizyon haberciliğinin dönemin alışılmış kalıplarından farklı bir anlatımla ele alındı. Birand, programın biçimini oluştururken Avrupa televizyonlarında izlediği haber ve güncel olay programlarından etkilendiğini anlatıyordu. François Mitterrand, Jacques Chirac, Helmut Kohl, Margaret Thatcher, Mihail Gorbaçov, Boris Yeltsin, Yaser Arafat, Saddam Hüseyin, Kral Hüseyin ve Şimon Peres gibi çok sayıda uluslararası siyasi aktör programın yıllar içindeki röportaj ve yayınlarının konusu oldu. 32. Gün, yalnızca Birand’ın televizyon kariyerini başlatmadı; Can Dündar, Mithat Bereket, Çiğdem Anad, Deniz Arman, Cüneyt Özdemir, Rıdvan Akar ve çok sayıda gazetecinin görev aldığı bir haber ekolüne dönüştü.
Birand’ın televizyon gazeteciliğinin en çok tartışılan çalışmalarından biri ise 1988’de Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki PKK kampında Abdullah Öcalan ile yaptığı röportajdı. Türkiye basınında Öcalan ile gerçekleştirilen ilk röportaj olarak kayda geçen görüşmenin Milliyet’te yayımlanmaya başlamasının ardından gazete toplatıldı ve röportajın devamının yayımlanmasına yasak getirildi. Birand sonraki yıllarda bu görüşmenin askerî çevrelerle ilişkilerini uzun süre etkilediğini anlattı. Röportaj, gazetecinin tartışmalı ve güvenlik boyutu yüksek konularda doğrudan kaynakla görüşme anlayışının da en çok bilinen örneklerinden biri oldu. Birand’ın Kürt meselesine ilişkin yayınları ve resmi politikaya yönelttiği eleştiriler, sonraki yıllarda da mesleki yaşamındaki önemli tartışma alanlarından birini oluşturdu.
Mehmet Ali Birand hangi kitap ve belgesellere imza attı?

Birand, günlük gazeteciliğin yanı sıra Türkiye’nin yakın siyasi tarihini kayıt altına alan kitaplar ve belgeseller hazırladı. 1974 Kıbrıs Harekâtı ve sonrasındaki diplomatik süreci ele aldığı 30 Sıcak Gün ile Diyet, Türkiye-Avrupa ilişkilerini izlediği Bir Pazar Hikayesi ve daha sonra genişletilerek yayımlanan Türkiye’nin Avrupa Macerası, Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim ve kurum yapısına odaklanan Emret Komutanım, 12 Eylül 1980 askerî darbesini konu alan 12 Eylül Saat 04.00 ve PKK üzerine hazırladığı APO ve PKK öne çıkan çalışmalarındandı. Son dönem eserlerinden Son Darbe: 28 Şubat ise Reyhan Yıldız ile birlikte hazırlandı ve 2012’de yayımlandı. Kitap, 28 Şubat sürecini dönemin tanıkları ve mağdurlarının anlatımları üzerinden inceleyen 374 sayfalık bir yakın tarih çalışmasıydı.
Televizyonda da yakın siyasi tarihi uzun soluklu belgesel dizileriyle ele alan Birand, 1989’daki Kıbrıs çalışmasının ardından 27 Mayıs 1960 darbesini konu alan Demirkırat, 12 Mart 1971 müdahalesini inceleyen 12 Mart, 12 Eylül dönemine odaklanan 12 Eylül ve Turgut Özal dönemini anlatan Özallı Yıllar gibi yapımlara imza attı. Bu projelerde özellikle Can Dündar ve akademisyen Bülent Çaplı ile birlikte çalıştı. Dönemin siyasi aktörleriyle yapılan uzun röportajların, arşiv görüntülerinin ve kronolojik anlatının bir araya getirildiği bu yapımlar, Türkiye’de yakın tarih belgeselciliğinin televizyondaki önemli örnekleri arasında yer aldı. Birand böylece gündelik haber üretiminin ötesinde, tanıklıkları ve arşiv malzemesini gelecek kuşaklara aktaran bir gazetecilik alanı oluşturdu.
28 Şubat ve Andıç süreci Birand’ın kariyerini nasıl etkiledi?
Birand, eşi Cemre Birand ve oğlu Umur ile 1991’de yaklaşık 20 yıllık Brüksel yaşamının ardından İstanbul’a döndü. Milliyet’ten ayrılarak Sabah gazetesine geçti; 32. Gün de TRT’den Show TV’ye taşındı. 1990’lı yılların siyasi ve güvenlik ortamında Kürt sorunu, asker-siyaset ilişkileri ve devlet politikalarına yönelik yayınları nedeniyle çeşitli tartışmaların merkezinde kaldı. 28 Şubat sürecinin ardından ortaya çıkan Andıç olayında, 1998’de yakalanan Şemdin Sakık’ın ifadelerine gerçekte söylemediği bazı iddiaların eklendiği ve bu metin üzerinden bazı gazeteci ve sivil toplum kuruluşlarının hedef gösterildiği anlaşıldı. Adı söz konusu gazeteciler arasında bulunan Birand, bu süreçte Sabah’taki görevini kaybetti ve Show TV’de yayımlanan 32. Gün durduruldu. Sakık daha sonra mahkemede basına yansıyan bu nitelikteki ifadeleri vermediğini açıkladı. Birand da yıllar sonra hazırladığı çalışmalarında Andıç sürecini 28 Şubat döneminin medya üzerindeki baskısının örneklerinden biri olarak anlattı. Anadolu Ajansı’nın Birand’ın yaşamını değerlendiren portresinde de isminin Andıç belgesinde yer almasının ardından gazetedeki işine son verildiği ve programının durdurulduğu aktarılıyor.
Bu dönemin ardından Aydın Doğan’ın davetiyle CNN Türk’ün kuruluş çalışmalarında görev alan Birand, aynı zamanda Posta gazetesinde yazmaya başladı. CNN Türk’te günlük siyasi tartışma programı Manşeti hazırlayıp sundu. 2005’te Kanal D Ana Haber Bülteni’nin Genel Yayın Yönetmeni ve ana haber sunucusu oldu. Ocak 2009’da CNN Türk ile Kanal D’nin haber yönetimini birlikte üstlenerek iki kuruluş için ortak haber merkezi yapılanmasının başına geçti. Böylece kariyerinin ilk bölümünde dış muhabir ve diplomasi gazetecisi olarak tanınan Birand, son döneminde büyük bir televizyon haber organizasyonunun yöneticisi ve ana haber sunucusu kimliğiyle öne çıktı. Kendi yazılarında bu dönemde Kanal D Ana Haber’in yanı sıra CNN Türk, Posta, radyo yorumları ve 32. Gün çalışmalarını aynı anda yürüttüğünü belirtiyordu.
Mehmet Ali Birand’ın gazetecilik mirası ve aldığı ödüller nelerdi?
Birand, meslek yaşamında gazetecilik ve yazarlık alanında çok sayıda ödül aldı. Kendi biyografisinde özellikle 1976’da TÜYAP Kitap Fuarı tarafından verilen Yılın Yazarı unvanını, 1987’de Avrupa Konseyi tarafından verilen Yılın Gazetecisi ödülünü, Lions tarafından verilen Melvin Jones Fellow ödülünü ve 1993’te aldığı Fransız Şövalye nişanını kendisi için ayrı yere koyduğunu belirtti. 32. Gün de uzun yayın yaşamı boyunca çeşitli televizyon ödüllerine değer görüldü; program 15. yılında Altın Kelebek kazanırken Birand, programın defalarca sona erme tehlikesiyle karşılaşmasına rağmen yayın hayatını sürdürmesine özellikle vurgu yaptı. Birand’ın asıl kalıcı etkisi ise dış politika haberciliğini televizyonun geniş kitlelere ulaşan diliyle birleştirmesi, uzun röportajı güncel televizyon gazeteciliğinin önemli araçlarından biri hâline getirmesi ve çok sayıda genç gazetecinin yetiştiği ekipler kurması oldu.
Mehmet Ali Birand’ın sağlık sorunları yaşamının son yıllarında kamuoyuna da yansıdı. Pankreas kanseri nedeniyle tedavi gördüğü bilinen Birand, Ocak 2013’te Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi’nde safra yollarına yönelik bir girişim geçirdi. Hastanenin ölümünün ardından yaptığı resmi açıklamaya göre işlem sonrasında kardiyak yetmezlik gelişti ve yapılan müdahalelere yanıt vermeyen Birand, 17 Ocak 2013 günü saat 18.29’da hayatını kaybetti. Cenazesi 19 Ocak’ta, uzun yıllar çalıştığı Doğan TV Center’daki tören ve Teşvikiye Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Anadolu Hisarı Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedildi. Ölümünün ardından siyaset, medya, iş ve kültür dünyasından çok sayıda isim mesaj yayımladı; açıklamalarda özellikle gazetecilik tecrübesi, yetiştirdiği isimler ve Türkiye’nin önemli siyasi meselelerini tartışmaya açan yayınları öne çıkarıldı. İstanbul’un Beykoz ilçesinde adını taşıyan bir cadde de Birand’ın kentteki kalıcı hatıralarından biri oldu.
