Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünün ardından yaptığı değerlendirmelerde Türkiye’nin büyük depremlere karşı hazırlıklı olması gerektiğini belirtti. Görür’ün mesajının merkezinde depremin gününü tahmin etmek değil, kentleri olası afetlere karşı dirençli hale getirmek bulunuyor.
Görür, Türkiye’nin aktif fayların bulunduğu bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatarak büyük bir depremin er ya da geç meydana geleceğini ifade etti. Bilimsel olarak bir depremin hangi gün ve saatte gerçekleşeceğinin önceden kesin biçimde belirlenememesi nedeniyle tartışmanın “ne zaman olacak?” sorusundan çok can ve mal kaybının nasıl azaltılabileceğine odaklanması gerektiğini vurguladı.
MARMARA İÇİN KUMBURGAZ FAYINA İŞARET EDİYOR
Görür’ün uzun süredir üzerinde durduğu bölgelerin başında Marmara Denizi geliyor. Son değerlendirmelerinde Kumburgaz Fayı’nın kilitli olduğunu belirten Görür, bu kesimin kırılması durumunda 7 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyeline ilişkin uyarılarını sürdürüyor.
20 Ağustos 2026’da Marmara’da kaydedilen küçük sarsıntılar da bölgede yeniden “büyük deprem yaklaşıyor mu?” sorusunu gündeme getirdi. Görür ise küçük depremlerin tek başına yaklaşan büyük bir depremin kesin habercisi olarak yorumlanamayacağını belirtti. Buna karşılık Marmara’daki ana fay sisteminden kaynaklanan deprem tehlikesinin ortadan kalkmadığının altını çizdi.
BÜYÜK DEPREMİN TARİHİ ÖNCEDEN BİLİNEBİLİR Mİ?
Bugünkü bilimsel yöntemlerle büyük bir depremin gününü ve saatini güvenilir biçimde önceden söylemek mümkün değil. Fayların konumu, geçmişte ürettikleri depremler, gerilim birikimi ve jeolojik özellikler incelenerek belirli bölgelerdeki deprem tehlikesi değerlendirilebiliyor; ancak bu çalışmalar kesin tarih veren bir deprem tahmini anlamına gelmiyor.
Bu nedenle Görür’ün açıklaması da belirli bir deprem tarihi vermiyor. Uyarının temelini yapı stokunun güvenli hale getirilmesi, altyapının afet sırasında çalışabilir durumda tutulması ve şehirlerin bütüncül biçimde hazırlanması oluşturuyor.
SADECE BİNALAR DEĞİL, KENTİN TAMAMI HAZIRLANMALI
Görür, deprem güvenliğinin yalnızca konutların dayanıklılığıyla sınırlandırılmaması gerektiğini savunuyor. Olası büyük bir depremde yollar, köprüler, haberleşme sistemleri, enerji ve su altyapısı ile hastaneler gibi kritik hizmetlerin de etkilenebileceğine işaret ederek kentlerin bütün bileşenleriyle dirençli hale getirilmesini istiyor.
Bu yaklaşım, afet yönetiminde deprem sonrasında müdahalenin yanı sıra deprem öncesinde risk azaltma çalışmalarının önemini de öne çıkarıyor. Yapıların deprem performansının değerlendirilmesi, riskli yapıların belirlenmesi, gerekli güçlendirme veya dönüşüm çalışmalarının yapılması ve vatandaşların toplanma alanlarını önceden öğrenmesi hazırlığın temel başlıkları arasında bulunuyor.
27 YIL ÖNCE MARMARA'YI SARSAN DEPREM
17 Ağustos 1999'da saat 03.02'de meydana gelen Marmara Depremi, Türkiye'nin yakın tarihindeki en ağır afetlerden biri oldu. Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan 7,4 büyüklüğündeki deprem yaklaşık 45 saniye sürdü; Kocaeli'nin yanı sıra Yalova, Sakarya, İstanbul ve Düzce'de geniş çaplı yıkıma yol açtı.
TBMM Deprem Riskinin Araştırılması Komisyonunun 2010 tarihli raporunda yer alan verilere göre depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı. Yaklaşık 200 bin kişi evsiz kalırken 66 bin 441 konut ile 10 bin 901 iş yeri yıkıldı. Yaklaşık 16 milyon kişinin depremden farklı düzeylerde etkilendiği kayıtlara geçti.
17 AĞUSTOS AFET YÖNETİMİNİ DE DEĞİŞTİRDİ
1999 Marmara Depremi, Türkiye'deki afet yönetimi yapılanmasının yeniden ele alınmasında da önemli bir dönüm noktası oldu. AFAD'ın resmi tarihçesinde, deprem sonrasında afetlerde görevli kurumların yetki ve sorumluluklarının yeniden düzenlenmesi ihtiyacının ortaya çıktığı belirtiliyor. Bu sürecin ardından 2009 yılında çıkarılan 5902 sayılı kanunla Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kuruldu.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü de Türkiye'deki aktif fayların belirlenmesi ve haritalanmasına yönelik çalışmalar yürütüyor. Diri fay araştırmaları, hangi bölgelerde deprem üretme potansiyeli bulunan fayların bulunduğunun ortaya konulmasında kullanılıyor. Bu çalışmalar deprem için kesin tarih vermekten ziyade tehlikenin belirlenmesine ve risk azaltma politikalarının oluşturulmasına veri sağlıyor.
VATANDAŞLAR İÇİN HAZIRLIK NEDEN ÖNEMLİ?
Depremin zamanının önceden bilinememesi, bireysel ve kurumsal hazırlığın önemini artırıyor. Vatandaşların yaşadıkları binanın güvenliği konusunda yetkili kurum ve uzmanlardan bilgi alması, aile afet planı oluşturması, acil durumda kullanılacak temel malzemeleri hazır bulundurması ve bulunduğu bölgedeki toplanma alanlarını önceden öğrenmesi öneriliyor.
Görür'ün son açıklamalarında da ana mesaj, büyük depremin tarihini tahmin etmek yerine zararları meydana gelmeden azaltmak. 17 Ağustos Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçerken Türkiye'nin deprem gündemindeki temel soru böylece “deprem ne zaman olacak?”tan çok “şehirler depreme ne kadar hazır?” noktasında toplanıyor.
