Şerif Muhittin Targan, tam adıyla Muhittin Şerif Targan, 21 Ocak 1892’de İstanbul’da doğan; besteci, ud ve viyolonsel virtüözü, müzik eğitimcisi ve ressamdı. Arap dünyasında Şerif Muhiddin Haydar adıyla da tanınan Targan, özellikle udun teknik ve ifade imkânlarını genişleten icra anlayışıyla 20. yüzyıl Türk müziğinin önemli isimlerinden biri kabul edildi. Geleneksel Türk musikisi birikimini Batı müziğinin virtüözlük ve çalgı tekniği anlayışıyla bir araya getiren sanatçı, yalnız Türkiye’de değil Irak başta olmak üzere Arap müzik çevrelerinde de kalıcı etki bıraktı.
Şerif Muhittin Targan kimdir?
Targan’ın babası Osmanlı Devleti’nin son döneminde Mekke Emirliği görevinde bulunan Ali Haydar Paşa, annesi Sabiha Hanım’dı. Ailesinin soyu Hz. Muhammed’in torunu Hasan’a dayandırılmaktadır. Özel öğretmenler aracılığıyla yetişen Targan, gençlik yıllarında Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrendi. Daha sonra Darülfünun’un Hukuk ve Edebiyat bölümlerinde eğitim gördü ve her iki alandaki öğrenimini tamamladı. Bu çok yönlü eğitim, onun müzik dışındaki edebiyat ve güzel sanatlara ilgisinin de gelişmesinde etkili oldu.
Müzikle çocuk yaşta, ailesinin evinde düzenlenen toplantılar sayesinde tanıştı. Piyano ve udla erken yaşlarda ilgilenmeye başladı; Türk musikisi alanında Ali Rıfat Çağatay, Rauf Yekta Bey ve Zekâizade Ahmet Irsoy gibi dönemin önemli isimlerinden yararlandı. Amcası Ali Câbir Paşa’nın yönlendirmesiyle 1906 dolaylarında viyolonsel eğitimine ağırlık verdi; solfej, armoni ve piyano dersleri de aldı. Ud ve viyolonselin yanı sıra farklı yaylı ve telli çalgılarla ilgilenmesi, onun Doğu ve Batı müzik geleneklerini birlikte değerlendiren sanat anlayışının temelini oluşturdu.
Müzik kariyeri nasıl başladı?
Şerif Muhittin’in bestecilik yeteneği çok genç yaşlarda ortaya çıktı. Henüz 13 yaşlarındayken Hüzzam Saz Semaisi’nin ilk bölümlerini besteledi; eseri daha sonraki yıllarda tamamladı ve yakın dostu Mehmet Âkif Ersoy’a ithaf etti. Geleneksel saz semaisi formuyla yetişmiş olmakla birlikte zamanla ud için teknik açıdan daha güç, çalgının sınırlarını zorlayan eserler yazmaya yöneldi. Özellikle sağ ve sol el tekniği, geniş ses alanı ve hızlı pasajlar bakımından geliştirdiği yaklaşım, ud icrasında kendisinden sonraki kuşakları etkiledi.
I. Dünya Savaşı yılları Targan ailesinin hayatını önemli ölçüde değiştirdi. Babasının Mekke Emiri olarak görevlendirilmesi üzerine Hicaz’a giden Targan, savaş ve bölgedeki siyasi gelişmeler nedeniyle uzun süre İstanbul’dan uzakta yaşadı. Osmanlı Devleti’nin dağılmasının ardından ailesinin ekonomik imkânlarının büyük ölçüde azalması üzerine kendi yaşamını müzikle sürdürmeye karar verdi. 1924’te Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek New York’a yerleşmesi, kariyerinin uluslararası dönemini başlattı.
Amerika yıllarında hangi başarıları kazandı?
Targan, New York’ta yaklaşık sekiz yıl kaldı. Burada dönemin önemli Batılı müzisyenleri ve eğitimcileriyle temas kurdu, viyolonsel çalışmalarını ilerletti ve udun solo konser çalgısı olarak tanıtılması için çalıştı. Leopold Godowsky ve Fritz Kreisler gibi tanınmış sanatçıların bulunduğu müzik çevrelerinde ud icrasıyla ilgi gördü. 13 Aralık 1928’de New York’taki Town Hall’da verdiği ud ve viyolonsel resitali, kariyerinin dönüm noktalarından biri oldu. Konserde Bach, Debussy, Ravel ve Popper gibi Batılı bestecilerin eserlerinin yanı sıra kendi çalışmalarını da seslendirdi; dönemin Amerikan basınında performansıyla ilgili değerlendirmeler yayımlandı.
ABD döneminde farklı kentlerde de konser veren Targan, udun yalnızca geleneksel eşlik veya fasıl çalgısı değil, yüksek teknik beceri gerektiren bağımsız bir konser sazı olarak kullanılabileceğini göstermeye çalıştı. “Koşan Çocuk” gibi eserleri de bu dönemin üretimleri arasında yer aldı. Ud için yazdığı etüt ve virtüözite eserlerinde Batı müziğindeki çalgı tekniği anlayışından yararlanırken makam esaslı melodik karakteri bütünüyle terk etmedi. Bu yaklaşım, onun müzik tarihindeki ayırt edici özelliklerinden biri oldu.
Sağlık sorunlarının artması üzerine 1932’de İstanbul’a dönen Targan, 1934’te Soyadı Kanunu’nun ardından “Targan” soyadını aldı. Aynı yıl İstanbul’da önemli bir resital verdi ve Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Atatürk’e ud ve viyolonsel çaldı. Buna karşın Türkiye’de uzun süreli ve kapsamlı bir müzik eğitimi görevi üstlenememesi, kariyerinin bir sonraki aşamasını Irak’ta sürdürmesine yol açtı.
Bağdat’taki çalışmaları neden önemlidir?
Irak hükûmetinin daveti üzerine 1930’ların ortasında Bağdat’a giden Targan, burada Doğu ve Batı müziğini birlikte ele alan konservatuvar çalışmalarının başında yer aldı ve kurumun yönetimini üstlendi. Ud ve viyolonsel dersleri veren Targan, kurumun daha geniş bir güzel sanatlar yapılanmasına dönüşmesi sürecinde tiyatro ve heykel alanlarının oluşturulmasına da katkı sağladı. Bağdat’taki yaklaşık 12 yıllık eğitimcilik dönemi, onun bireysel virtüözlüğünün ötesinde bir müzik ekolü meydana getirmesini sağladı.
Targan’ın Bağdat’taki öğrencileri arasında daha sonra Arap ud geleneğinin en tanınmış temsilcileri arasına girecek Münir Beşir, Cemil Beşir ve Selman Şükür bulunuyordu. Öğrencilerinin Irak ve diğer Arap ülkelerinde oluşturduğu etki nedeniyle Targan’ın geliştirdiği teknik anlayış, Türkiye sınırlarının çok ötesine taşındı. Özellikle Münir ve Cemil Beşir kardeşlerin uluslararası kariyerleri, Targan’ın Bağdat’taki eğitim mirasının sonraki kuşaklara aktarılmasında önemli rol oynadı.
Şerif Muhittin Targan’ın önemli eserleri nelerdir?
Targan’ın besteleri arasında “Kapris”, “Koşan Çocuk”, “Kanatlarım Olsaydı”, “Teemmüller” ve “Çocuk Havası” gibi ud için yazılmış virtüözite eserleri öne çıkar. Bunun yanında Hüzzam, Dügâh, Ferahfeza, Uşşak, Nihavend, Irak ve Müstear makamlarında saz semaileri de repertuvarıyla ilişkilendirilen eserler arasındadır. Klasik saz semailerinde geleneksel melodik yapıya daha yakın duran Targan’ın özellikle etüt ve kapris türündeki eserleri, belirli bir çalgının teknik gelişimini hedefleyen kompozisyon anlayışı bakımından Türk musikisinde öncü örnekler arasında kabul edilir.
Targan’ın son dönem besteleri arasında sözleri Behçet Kemal Çağlar’a ait olan ve “Ömrümün son şevki sensin, başka bir yâr istemem” dizesiyle başlayan Sûzinak şarkı yer alır. Eser, 1964’te Safiye Ayla’nın seslendirmesi için bestelendi. Targan’ın 1920’lerden itibaren üzerinde çalıştığı ud metodu ise ölümünden sonra yayımlandı. Bu çalışma, onun icracılığının yanı sıra ud tekniğini sistemleştirme ve gelecek kuşaklara aktarma çabasının da bir ürünüydü.
Özel yaşamı ve sanat mirası nasıldı?
Şerif Muhittin Targan, 1948’de sağlık sorunları nedeniyle Bağdat’tan İstanbul’a döndü. Aynı yıl İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda Hüseyin Sadettin Arel’den boşalan ilmî kurul başkanlığı görevine getirildi; ancak sağlık sorunları nedeniyle 1951’de bu görevden ayrıldı. Konservatuvar çevresinde tanıştığı dönemin ünlü ses sanatçılarından Safiye Ayla ile 8 Nisan 1950’de evlendi. Çift, zaman zaman yardım amaçlı konserlerde birlikte yer aldı.
Targan yalnızca müzisyen değildi; portre ve peyzaj çalışmaları yapan bir ressam olarak da üretimde bulundu. Abdülhak Hâmid Tarhan’ı resmettiği portrelerinden örnekler Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Üniversitesi koleksiyonlarıyla ilişkilendirilmektedir. Ölümünün ardından özel kitaplığı, tablolarının bir bölümü ile Türk ve Batı müziğine ait nota ve belgeleri Safiye Ayla tarafından Süleymaniye Kütüphanesi’ne bağışlandı. Böylece sanatçının yazılı ve görsel mirasının önemli bir bölümü araştırmacıların erişebileceği kurumsal koleksiyonlarda korundu.
Şerif Muhittin Targan, 13 Eylül 1967’de İstanbul’da hayatını kaybetti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi. Udun teknik olanaklarını genişleten besteleri, Batı çalgı pedagojisinden yararlanan icra anlayışı ve Bağdat’ta yetiştirdiği öğrenciler nedeniyle hem Türkiye’de hem Arap dünyasında modern ud ekolünün gelişiminde etkili isimlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Onun müzik tarihindeki önemi yalnız kendi virtüözlüğünden değil, ud için oluşturduğu repertuvarın ve eğitim yaklaşımının sonraki kuşaklarda yaşamaya devam etmesinden kaynaklanmaktadır.
