Şule Yüksel Şenler, 29 Mayıs 1938’de Kayseri’de doğan, 28 Ağustos 2019’da İstanbul’da hayatını kaybeden Türk gazeteci ve yazardır. Özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda yayımlanan yazıları, Anadolu’nun farklı kentlerinde verdiği konferanslar ve kadınların kamusal alandaki dinî görünürlüğü üzerine yürüttüğü faaliyetlerle tanındı. Türkiye’de başörtüsü tartışmalarının üniversitelerden basına ve siyasete uzanan geniş bir alanda görünür hale gelmesinde etkili isimlerden biri oldu. Edebiyatta ise en çok, yıllar boyunca çok sayıda baskı yapan ve sinema ile televizyona uyarlanan Huzur Sokağı romanıyla tanındı.
Şule Yüksel Şenler kimdir?
Asıl adı Yüksel Şenler olan yazarın ailesi Kıbrıs Türkü kökenliydi. Babasının memuriyeti nedeniyle farklı şehirlerde yaşayan aile, Şenler altı yaşındayken İstanbul’a yerleşti. Koca Ragıp Paşa İlkokulunda öğrenim gören Şenler, annesinin ciddi biçimde rahatsızlanması ve ailenin ekonomik şartlarının ağırlaşması üzerine Kız Eğitim Enstitüsü Ortaokulunun ikinci sınıfında eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra bir terzinin yanında çalışmaya başladı. Burada kazandığı dikiş ve tasarım deneyimi, ilerleyen yıllarda kendi çizdiği pardösü ve başörtüsü modellerinde etkisini gösterdi.
Şenler gençlik döneminde edebiyat, resim ve müzikle ilgilendi; yoğun biçimde kitap okudu. Yazı hayatına henüz 14 yaşındayken Safa Önal’ın yönetimindeki Yelpaze dergisinde yayımlanan hikâyeleriyle başladı. Asıl adı Yüksel’in erkek adı olarak algılanabilmesi nedeniyle yazılarında isminin önüne “Şule”yi ekledi ve zamanla Şule Yüksel Şenler adıyla tanındı. Genç yaşta başladığı gazetecilik faaliyetleri, sonraki yıllarda onun hem edebiyat hem de düşünce dünyasındaki temel uğraşı haline geldi.
Gazetecilik ve düşünce hayatı nasıl şekillendi?
Şenler 20’li yaşlarının başlarında profesyonel gazeteciliğe yöneldi. Kadın gazetesinde “Duyuşlar-Görüşler” başlığı altında düşünce yazıları kaleme aldı; ardından Yeni İstiklal, Babıâlide Sabah ve başka yayınlarda çalıştı. 1967-1971 döneminde Bugün gazetesinde köşe yazıları yazdı. Daha sonraki yıllarda Millî Gazete ve Zaman gibi yayın organlarında da yazıları yayımlandı. Ağabeyiyle birlikte yürüttüğü Seher Vakti dergisinde başyazarlık yaptı ve kadın kıyafetlerine ilişkin çizimlere de yer verdi.
Şenler’in düşünce dünyasında 1960’lı yıllar belirleyici oldu. Ağabeyi Özer Şenler’in tavsiyesiyle Risale-i Nur çevresiyle tanıştı; Necip Fazıl Kısakürek ve Nurettin Topçu gibi dönemin muhafazakâr düşünce dünyasında etkili isimlerinin eserlerine ilgi gösterdi. 1965’te tesettüre girmesinin ardından kadın, aile, eğitim, dinî yaşam ve modernleşme konuları yazılarının merkezine yerleşti. 25 Ocak 1967’de Yeni İstiklal gazetesinde yayımlanan “İslam Kadınına Hitap” başlıklı yazısı sonrasında hakkında Türk Kadınlar Birliğinin şikâyetiyle soruşturma açıldı; daha sonra beraat etti.
“Şulebaşı” ve konferansları neden tartışıldı?
Şenler, 1960’ların ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin birçok kentini dolaşarak kadınların toplumdaki konumu, dinî yaşam ve dönemin kültürel dönüşümü üzerine konferanslar verdi. Konferansları özellikle genç kadınlar arasında geniş bir dinleyici kitlesi oluştururken aynı zamanda yoğun siyasi ve toplumsal tartışmalara yol açtı. Şenler’in terzilik yıllarından gelen tasarım bilgisini kullanarak oluşturduğu, pardösüyle birlikte kullanılan başörtüsü biçimi zamanla “Şulebaşı” adıyla anılmaya başladı. Bu tarz, geleneksel örtünme biçimlerinden farklı bir şehirli görünüm oluşturması nedeniyle Türkiye’de modernleşme, kadın kimliği ve başörtüsü üzerine yapılan tartışmaların sembollerinden biri haline geldi.
Şenler’in faaliyetleri, başörtülü kadınların eğitim kurumları ve diğer kamusal alanlardaki görünürlüğünün arttığı bir döneme rastladı. Bu nedenle kendisi yalnız edebiyatçı ya da gazeteci olarak değil, Türkiye’de İslamcı kadın hareketinin erken dönemindeki etkili aktörlerden biri olarak da akademik çalışmalara konu edildi. Destekçileri onu başörtülü kadınların kamusal alanda daha görünür olmasını sağlayan öncü isimlerden biri olarak değerlendirirken, faaliyetleri laiklik, kadın hakları ve siyasal İslam ekseninde eleştirilere de konu oldu. Böylece Şenler’in yaşamı, Cumhuriyet döneminde din, kadın ve modernleşme tartışmalarının kesiştiği örneklerden biri haline geldi.
Şule Yüksel Şenler neden hapis cezası aldı?

Şenler’in yazıları ve konferansları nedeniyle çok sayıda soruşturma ve dava açıldı. 1967’de Papa VI. Paulus’un Türkiye ziyareti sonrasında dönemin devlet yöneticilerini eleştiren yazıları ve sonraki açıklamaları siyasi tartışmalara neden oldu. Dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a yönelik bir yazısı nedeniyle cumhurbaşkanına hakaret suçundan 13 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı ve 1971’de cezaevine girdi. Sunay’ın daha sonra kendisini affetmesine karşın Şenler affı kabul etmediğini açıkladı. Bu yargı süreci, onun hayatının ve kamuoyundaki kimliğinin en çok tartışılan dönemlerinden biri oldu.
Şenler siyasi ve sivil toplum çalışmalarında da yer aldı. 1962’de Adalet Partisi Bakırköy Gençlik Kollarında Edebiyat ve Kültür Kolu başkanlığı yaptı. Daha sonraki yıllarda kadınlara yönelik sosyal ve kültürel faaliyetler yürüten İdealist Hanımlar Derneğinin çalışmalarında bulundu ve 1978’de derneğin başkanlığını üstlendi. Yaşamının ilerleyen döneminde İsmailağa çevresi ve Mahmut Ustaosmanoğlu ile de tanıştı; bu süreçte giyim biçiminden dini görüşlerine kadar bazı tercihlerinde değişiklikler yaşadı.
Huzur Sokağı ve diğer eserleri neden önemlidir?
Şule Yüksel Şenler’in edebiyat alanındaki en bilinen eseri Huzur Sokağıdır. Roman 1969’da tefrika edilmeye başladı, 1970’te kitap halinde yayımlandı ve sonraki yıllarda çok sayıda baskı yaptı. Eser; modern yaşam tarzı ile muhafazakâr-dindar hayat anlayışı arasındaki çatışmayı aşk, aile ve dönüşüm hikâyeleri üzerinden anlatıyordu. Türk edebiyatında sonraki yıllarda “hidayet romanı” olarak adlandırılan popüler dinî roman türünün erken ve etkili örneklerinden biri kabul edildi.
Huzur Sokağı, yönetmen Yücel Çakmaklı tarafından 1970’te Birleşen Yollar adıyla sinemaya uyarlandı. Filmde Türkan Şoray ve İzzet Günay başrolleri üstlendi. Roman onlarca yıl sonra yeniden televizyona taşındı; aynı adla hazırlanan Huzur Sokağı dizisi 7 Eylül 2012 ile 18 Nisan 2014 arasında ATV’de yayımlandı. Kutsi ve Selin Demiratar’ın başrollerde yer aldığı yapım, Şenler’in eserinin yeni kuşaklar tarafından da tanınmasını sağladı.
Şenler’in diğer eserleri arasında Hidayet, Gençliğin Izdırabı, Bize Ne Oldu, İslam’da ve Günümüzde Kadın, Duyuşlar, Her Şey İslam İçin, Uygarlığın Gözyaşları, Kız ve Çiçek, Sağ El, Bir Bilinçli Öğretmene, Yılanla Tilki ve daha sonraki yıllarda yayımlanan Kadın ve Evlilik bulunur. Eserlerinde ağırlıklı olarak kadınların toplumdaki konumu, evlilik, aile, gençlik, manevi dönüşüm ve İslami yaşam anlayışı üzerinde durdu.
Şule Yüksel Şenler’in sonraki yılları ve mirası nasıl değerlendiriliyor?
Şenler, verdiği röportajlarda Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Erdoğan’ın tanışması ve evlilik sürecinde aracılık yaptığını anlattı. İki evlilik yapan ve çocuğu olmayan Şenler, yaşamının ilerleyen dönemlerinde sağlık sorunları nedeniyle kamuoyu önünde daha az görünmeye başladı. 2018’de Prof. Dr. Necmettin Erbakan Ödülleri kapsamında Düşünce-Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Uzun süren sağlık sorunlarının ardından 28 Ağustos 2019’da İstanbul’da hayatını kaybetti. Cenazesi 29 Ağustos’ta düzenlenen törenin ardından Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedildi.
Şule Yüksel Şenler’in Türkiye’nin yakın dönem tarihindeki yeri yalnızca kitaplarıyla sınırlı değildir. Gazeteciliği, konferansları, başörtülü kadınların kamusal görünürlüğü konusundaki faaliyetleri ve çevresinde oluşan tartışmalar nedeniyle Türkiye’de kadın, din, laiklik ve modernleşme ilişkilerini inceleyen araştırmalarda adı sıkça anılmaktadır. Ölümünden sonra adına kurulan Şule Yüksel Şenler Vakfı da eğitim, kültür ve sosyal faaliyetler yürütmeye başladı. Şenler böylece hem muhafazakâr düşünce ve edebiyat çevrelerinde etkisini sürdüren hem de Cumhuriyet dönemi toplumsal dönüşümlerini anlamak bakımından tartışılmaya devam eden isimlerden biri olarak yakın dönem tarihindeki yerini korudu.
