VI. Mehmed Vahideddin, Osmanlı İmparatorluğu'nun 36. ve son padişahı, Osmanlı hanedanının saltanat makamında bulunan son hükümdarıdır. 4 Ocak 1861'de İstanbul'da doğan Vahideddin, Sultan Abdülmecid'in oğluydu. 3 Temmuz 1918'de ağabeyi V. Mehmed Reşad'ın ölümü üzerine 57 yaşında tahta çıktı ve 1922'de saltanatın kaldırılmasına kadar hüküm sürdü. Padişahlığı, I. Dünya Savaşı'nın son aylarından Mondros Mütarekesi'ne, İstanbul'un işgalinden Millî Mücadele'ye ve Osmanlı saltanatının sona ermesine uzanan son derece kritik bir döneme rastladı.
VI. Mehmed kimdir ve nasıl yetişti?
Mehmed Vahideddin'in babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülistü Kadınefendi'ydi. Henüz altı aylıkken babasını, dört yaşındayken de annesini kaybetti ve Şâyeste Hanım tarafından büyütüldü. Özel hocalardan eğitim aldı; dinî ilimlere ilgi göstererek Fatih Medresesi'ndeki bazı dersleri takip etti. Hat, musiki ve edebiyatla ilgilendi. Ağabeyi II. Abdülhamid döneminde uzun yıllar Çengelköy'deki köşkünde görece sakin ve gözlerden uzak bir hayat sürdü.
Tahta çıkma ihtimali gençlik yıllarında oldukça düşük olan Vahideddin'in hanedan içindeki konumu zamanla değişti. V. Mehmed'in padişah olmasıyla Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi veliaht olmuştu. Yusuf İzzeddin Efendi'nin 1 Şubat 1916'daki ölümünden sonra Vahideddin resmen veliaht ilan edildi. Veliahtlığı sırasında Osmanlı Devleti'ni yurt dışında temsil eden Vahideddin, 1917'de Mustafa Kemal Paşa'nın da heyette bulunduğu Almanya seyahatine çıktı; Alman askerî ve siyasi çevreleriyle temaslarda bulundu.
Özel hayatında ilk evliliğini Emine Nazikeda Hanım ile yapan Vahideddin'in Fatma Ulviye Sultan ve Sabiha Sultan adlı kızları ile Mehmed Ertuğrul Efendi adlı bir oğlu dünyaya geldi. Osmanoğlu ailesi içinde daha sonraki yıllarda “Şahbaba” olarak da anıldı. Şehzadeliğinde devlet yönetiminin merkezinde sürekli görev alan bir isim olmamasına rağmen veliaht oluşuyla birlikte imparatorluğun dış politika ve askerî meselelerini daha yakından izlemeye başladı.
VI. Mehmed hangi şartlarda tahta çıktı?
V. Mehmed Reşad'ın 3 Temmuz 1918'de ölmesinin ardından VI. Mehmed adıyla tahta çıkan Vahideddin'in cülûs töreni 4 Temmuz 1918'de yapıldı. Tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti yaklaşık dört yıldır I. Dünya Savaşı'nın içindeydi. Filistin ve Suriye cephelerindeki gelişmeler, ekonomik darboğaz, kıtlık ve savaşın yarattığı toplumsal sorunlar devlet üzerindeki baskıyı artırıyordu. Yeni padişah sarayda özel bir kurmay teşkilatı oluşturdu ve savaşın gidişatını daha yakından takip etmeye çalıştı.

1918 sonbaharında askerî yenilginin önlenemeyeceği ortaya çıktı. Talat Paşa başkanlığındaki İttihat ve Terakki hükûmeti 8 Ekim'de istifa etti. Ahmed İzzet Paşa'nın kurduğu yeni hükûmet ise Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndan çekilmesini sağlayan Mondros Mütarekesi'ni 30 Ekim 1918'de imzaladı. Ahmed İzzet Paşa hükûmetinin kısa süre sonra çekilmesi üzerine VI. Mehmed, Ahmed Tevfik Paşa'yı sadrazamlığa getirdi. Böylece Vahideddin'in saltanatının ilk birkaç ayında savaş dönemi yönetiminden mütareke dönemine geçildi.
Mondros Mütarekesi'nin ardından İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarındaki askerî ve siyasi etkinliklerini hızla artırdı. 13 Kasım 1918'de İtilaf donanması İstanbul'a geldi. İzmir'in 15 Mayıs 1919'da Yunan kuvvetleri tarafından işgali ise Anadolu'daki direniş hareketlerini güçlendiren gelişmelerden biri oldu. Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışıyla örgütlenen Millî Mücadele, Erzurum ve Sivas kongreleriyle siyasi ve idarî bir yapıya dönüşmeye başladı.
İstanbul Hükûmeti ile Millî Mücadele arasındaki çatışma nasıl gelişti?
VI. Mehmed döneminin belirleyici meselesi, İstanbul'daki padişah ve hükûmet çevresiyle Anadolu'daki millî hareket arasındaki giderek derinleşen siyasi ayrılıktı. Ekim 1919'da İstanbul Hükûmeti ile Heyet-i Temsiliye arasında yapılan Amasya görüşmeleri sonucunda bazı temel konularda uzlaşma sağlandı ve seçimlerin yapılmasının önü açıldı. Ancak 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nın Misak-ı Millî'yi kabul etmesinin ardından siyasi gerilim yeniden yükseldi.
İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal etti. Meclis-i Mebusan'ın faaliyetlerinin sona ermesinin ardından Mustafa Kemal Paşa'nın çağrısıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Böylece İstanbul ile Ankara'da egemenlik ve meşruiyet iddiasında bulunan iki ayrı siyasi merkez ortaya çıktı. VI. Mehmed ve İstanbul hükûmetleri Ankara'daki hareketi tanımadı; Millî Mücadele'nin önderlerine karşı sert siyasi ve hukukî tedbirler alındı. Ankara hükûmeti ise mücadelesini millet egemenliği ve ülkenin bağımsızlığı temelinde sürdürdü.
Bu çatışma dönemi VI. Mehmed'in tarihsel mirasının en çok tartışılan bölümünü oluşturur. Damat Ferid Paşa hükûmetlerinin Millî Mücadele'ye karşı politikaları, Ankara hareketi aleyhindeki fetva ve idam kararları ile İngilizlerle kurulan yakın ilişkiler yoğun eleştirilere konu oldu. Vahideddin'i değerlendiren tarih çalışmalarında padişahın İtilaf baskısı altındaki hareket alanı ile İstanbul hükûmetlerinin Millî Mücadele karşıtı uygulamalarına ilişkin farklı yorumlar bulunmakla birlikte, İstanbul ve Ankara yönetimleri arasındaki siyasi kopuş tarihsel bir olgudur.
Sevr Antlaşması ve saltanatın sonu nasıl geldi?

Osmanlı Devleti adına İstanbul hükûmetinin temsilcileri 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması'nı imzaladı. Antlaşma, Osmanlı ülkesini çok ağır siyasi, askerî ve ekonomik sınırlamalara tabi tutuyor ve Anadolu'nun geniş bölümlerine ilişkin yeni düzenlemeler öngörüyordu. Ankara'daki TBMM hükûmeti Sevr'i kesin biçimde reddetti. Antlaşma uygulanabilir bir barış düzenine dönüşemedi; Türk Kurtuluş Savaşı'nın askerî ve siyasi sonucu Sevr'in yerine yeni bir barış anlaşmasının müzakere edilmesini sağladı.
1921 ve 1922'de Millî Mücadele'nin askerî üstünlüğü belirginleşti. Sakarya Meydan Muharebesi'nin ardından 1922'de gerçekleştirilen Büyük Taarruz ve 9 Eylül'de İzmir'in geri alınmasıyla Anadolu'daki Yunan askerî varlığı sona erdi. 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi savaşın silahlı safhasını büyük ölçüde kapattı ve yeni barış konferansının önünü açtı.
Lozan'daki barış görüşmelerine hem Ankara hem İstanbul hükûmetlerinin davet edilmesi, iki ayrı yönetim sorununu doğrudan gündeme taşıdı. TBMM'de yapılan görüşmeler sonucunda 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı hanedanının yüzyıllardır sürdürdüğü siyasi hükümdarlık kurumu hukuken sona erdi. İstanbul'daki Tevfik Paşa hükûmeti de 4 Kasım'da istifa etti ve Ankara hükûmeti Türkiye'nin tek siyasi temsilcisi konumuna geldi.
VI. Mehmed İstanbul'dan neden ayrıldı ve hayatının sonu nasıl oldu?
Saltanatın kaldırılmasından sonra İstanbul'da kalan Vahideddin, güvenliğinin tehlikede olduğunu belirterek İngiliz makamlarına başvurdu. 17 Kasım 1922 sabahı oğlu Mehmed Ertuğrul Efendi ve beraberindeki küçük bir grupla Dolmabahçe'den ayrıldı; Boğaz'da bulunan İngiliz savaş gemisi HMS Malaya'ya geçti ve Malta'ya götürüldü. TBMM daha sonra Vahideddin'in halifelik sıfatının sona erdiğini kabul ederek Abdülmecid Efendi'yi halife seçti. Böylece saltanat ile hilafet kurumları kısa süre için birbirinden ayrılmış oldu.
Vahideddin bir süre Malta'da kaldıktan sonra Hicaz'a gitti ve Mekke'de bulundu. Daha sonra İtalya'ya geçti. 1923'te Sanremo'ya yerleşti; hanedanın Türkiye dışına çıkarılmasına ilişkin 3 Mart 1924 tarihli düzenlemenin ardından ailesinin diğer üyeleri de kendisine katıldı. Maddi sıkıntılar ve hanedan içindeki çeşitli anlaşmazlıklar, sürgün yıllarının önemli sorunları arasında yer aldı.

VI. Mehmed Vahideddin 16 Mayıs 1926'da Sanremo'da hayatını kaybetti. Cenazesi Türkiye'ye getirilemedi ve daha sonra Şam'a nakledilerek Süleymaniye Külliyesi'nin haziresine defnedildi. Ölümüyle, Osmanlı Devleti'nin son hükümdarının yaklaşık üç buçuk yıllık sürgün hayatı da sona erdi.
VI. Mehmed'in tarihsel önemi nasıl değerlendirilir?
VI. Mehmed'in dört yılı biraz aşan saltanatı, Osmanlı tarihinin herhangi bir normal yönetim döneminden çok bir devletin çözülüş ve yeni bir siyasi düzenin kuruluş evresine denk geldi. I. Dünya Savaşı'nın yenilgiyle sonuçlanması, Mondros Mütarekesi, İstanbul'un işgali, Sevr Antlaşması, Millî Mücadele ve saltanatın kaldırılması onun hükümdarlığı sırasında gerçekleşti. Bu nedenle Vahideddin'in kişisel tercihleri ile İtilaf Devletlerinin baskısı, İstanbul hükûmetlerinin politikaları ve Ankara'daki millî hareket arasındaki ilişkiler modern Türkiye tarih yazımının uzun süredir tartışılan konularındandır.
VI. Mehmed'den sonra Osmanlı hanedanından hiçbir isim padişah olmadı. Abdülmecid Efendi yalnızca halife unvanıyla seçildi; TBMM'nin 3 Mart 1924'te halifeliği kaldırmasıyla hanedanın Türkiye'deki resmî siyasi ve dinî konumu bütünüyle sona erdi. Bu süreçten önce, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilmiş ve Mustafa Kemal Paşa Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçilmişti. Lozan Barış Antlaşması ise 24 Temmuz 1923'te imzalanarak yeni Türkiye devletinin uluslararası konumunun temel belgesini oluşturmuştu.
VI. Mehmed'in mirası, döneminin olağanüstü koşulları nedeniyle tek boyutlu bir “başarılar” listesiyle değerlendirilemez. Onun tarihsel önemi, Osmanlı monarşisinin son temsilcisi olması ve imparatorluktan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişin en kritik yıllarında tahtta bulunmasından kaynaklanır. I. Ahmed gibi Osmanlı tarihinin farklı dönemlerinde tahtta bulunan hükümdarların yaşam öyküleri, hanedanın yüzyıllar içindeki değişimini anlamak açısından ayrıca karşılaştırmalı bir çerçeve sunar. Yaşamı; şehzadelikten veliahtlığa, savaşın son aylarında padişahlığa, işgal ve Millî Mücadele dönemindeki siyasi çatışmalara ve nihayet sürgüne uzanan, Osmanlı tarihinin kapanış dönemini doğrudan yansıtan bir biyografidir.
