Safiye Ayla Targan, Türk klasik Türk müziğinin Cumhuriyet dönemindeki en önemli ses sanatçılarından biridir. 14 Temmuz 1917'de İstanbul'da doğan Ayla, çocukluk yıllarında anne ve babasını kaybetmesine rağmen müzikle kurduğu güçlü bağ sayesinde dönemin en tanınmış yorumcularından biri haline geldi. Radyo yayınları, plakları, gazino ve konser programlarıyla geniş kitlelere ulaşan sanatçı, özellikle düzgün diksiyonu, makam bilgisi ve kendine özgü icra tavrıyla Türk müziğinde kalıcı bir yer edindi.
Safiye Ayla kimdir?
Safiye Ayla, İstanbul'un Kadırga semtinde dünyaya geldi. Babası Hicazîzade Hafız Abdullah Bey, annesi ise Hicaz'dan gelerek küçük yaşta Osmanlı sarayına girmiş Seyyide Hanım'dı. Babasını henüz doğmadan, annesini ise üç yaşındayken kaybeden Ayla, kimsesiz çocukların barındırıldığı Çağlayan Darüleytamı'na yerleştirildi. İlkokul eğitimini burada tamamladıktan sonra I. dönem Bursa milletvekillerinden Şeyh Servet Efendi tarafından evlat edinildi. Eğitim hayatı Bursa, Konya ve Adana'daki çeşitli okullarda devam etti.
Bursa Muallim Mektebi'nde eğitim gören Ayla, geçirdiği sağlık sorunları nedeniyle öğrenimini planlandığı şekilde tamamlayamadı. Daha sonra Eyüpsultan'daki bir ilkokulda öğretmen yardımcılığı yaptı. Türk Eğitim Vakfı'nın sanatçıya ilişkin biyografisinde de gençlik döneminde bir süre öğretmenlik yaptığı, ancak daha sonra yaşamını müziğe yönlendirdiği belirtiliyor.
Müzik kariyeri nasıl başladı?
Müzikle ilişkisi çocuk yaşta piyano çalarak başlayan Safiye Ayla'nın profesyonel gelişiminde dönemin önemli musiki isimleri etkili oldu. Eyyubi Mustafa Efendi'den usul ve makam bilgisi aldı; daha sonra Yesari Asım Arsoy başta olmak üzere Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar ve Udi Nevres gibi Türk müziğinin önemli isimlerinin birikiminden yararlandı. Farklı hocalardan aldığı eğitim, klasik eserlerden dönemin popüler şarkılarına kadar uzanan geniş repertuvarının oluşmasına katkı sağladı.
İlk plak çalışmasını 1930'da Columbia adına gerçekleştirdi. Yesari Asım Bey'in "Sevda Yaratan Gözlerin" ve "Bekledim de Gelmedin" eserlerini seslendirdiği bu kayıtların ardından kısa sürede tanınmaya başladı. Plak teknolojisinin radyo yayıncılığıyla birlikte müzik dinleme alışkanlıklarını değiştirdiği erken Cumhuriyet yıllarında Safiye Ayla'nın sesi de evlere ulaşmaya başladı. Türk Eğitim Vakfı, sanatçının kariyeri boyunca 500'ü aşkın plak doldurduğunu ve kayıtlarının geniş bir dinleyici kitlesine ulaştığını aktarıyor.
Darüttalim Musiki Heyeti'nin konserlerinde sahne alan Ayla'nın öğretmenlik ile sanat yaşamı bir süre birlikte ilerledi. Ancak sahneye çıkması nedeniyle eğitim yöneticileriyle yaşanan sorunların ardından öğretmenliği bıraktı ve profesyonel müzik yaşamına ağırlık verdi. Küçükçiftlik Parkı ve dönemin önemli eğlence mekânlarından Mulen Ruj Gazinosu'nda sahneye çıktı; zamanla programların baş sanatçısı konumuna yükseldi.
Atatürk ile Safiye Ayla'nın ilişkisi nasıldı?
Safiye Ayla'nın sanat yaşamındaki önemli dönüm noktalarından biri Mustafa Kemal Atatürk'ün huzurunda verdiği konserler oldu. Ayla, 1932'de İstanbul Vali Yardımcısı Nuri Bey'in evindeki bir davette ilk kez Atatürk'ün karşısında şarkı söyledi. Daha sonraki yıllarda da çeşitli toplantılarda Atatürk'ün dinlediği sanatçılar arasında yer aldı. Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşamı ve Cumhuriyet dönemindeki rolünü daha önce ayrıntılı biçimde aktarmıştık. Türk Eğitim Vakfı da Atatürk'ün Safiye Ayla'nın sesini beğendiğini ve çeşitli toplantılarda ondan sevdiği eserleri seslendirmesini istediğini kaydediyor.
Bu ilişkinin müzik tarihindeki önemli örneklerinden biri Sadettin Kaynak'ın Türk Kurtuluş Savaşı'nı konu alan "Yanık Ömer" eseridir. Safiye Ayla'nın aktarımlarına göre Atatürk, eserin Batı müziği anlayışıyla çok sesli olarak düzenlenmesinin güzel olacağını ifade etti. Ayla, yıllar sonra bu isteğin gerçekleştirilmesi için girişimde bulundu; eser Muammer Sun tarafından orkestralandı ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde çok sesli olarak kaydedildi.
Safiye Ayla'nın öne çıkan eserleri nelerdi?
Safiye Ayla yalnızca belirli bir repertuvarın değil, klasik Türk müziği eserlerinden Rumeli türkülerine ve dönemin sevilen şarkılarına uzanan oldukça geniş bir müzik dünyasının yorumcusuydu. Türk Eğitim Vakfı'nın biyografisinde "Çile Bülbülüm", "Ah Bu Gönül Şarkıları", "Niçin Baktın Bana Öyle", "Bir İhtimal Daha Var" ve "Menekşe Kokulu Yarim" gibi eserler onun yorumuyla öne çıkan parçalar arasında gösteriliyor.

Ayla'nın yorumculuğunda sözlerin anlaşılır biçimde aktarılması önemli bir yer tutuyordu. Ölçüye bağlılığı, açık diksiyonu ve tiz perdelerde de koruduğu temiz ses yapısı, dönemin musiki çevrelerinin onun icrasında öne çıkardığı özellikler arasındaydı. Bu özellikler sayesinde hem klasik repertuvarı takip eden dinleyicilere hem de güncel şarkılara ilgi duyan daha geniş kitlelere ulaşabildi. İstanbul Radyosu başta olmak üzere radyo konserleri, Safiye Ayla'nın Türkiye çapında tanınmasını sağlayan başlıca araçlardan biri oldu.
Sanatçı yorumculuğunun yanında beste çalışmaları da yaptı. "Seninle doğan güldür bu gönül" ile "Aşk yaprağına konarak koza öresim gelir" adlı iki bestesi bulunuyor. Müzik dışındaki sınırlı sayıdaki çalışmalarından biri ise sahne oyunculuğuydu. 1942'de Cemal Reşit Rey ve Ekrem Reşit Rey kardeşlerin "Alabanda" revüsünde Kraliçe Mimoza rolünü üstlenerek müzikli tiyatro alanında da sahneye çıktı.
Şerif Muhittin Targan ile evliliği kariyerini nasıl etkiledi?
Safiye Ayla, İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti'nde çalıştığı dönemde besteci, ud ve çello virtüözü Şerif Muhittin Targan ile tanıştı. Şerif Muhittin Targan'ın sanat yaşamını ve Türk müziğine katkılarını daha önce aktarmıştık. Çift 8 Nisan 1950'de evlendi ve birliktelikleri Targan'ın 1967'deki ölümüne kadar sürdü. Evliliğinin ardından gazino sahnelerinden büyük ölçüde uzaklaşan Ayla, sanat yaşamını daha çok konserler ve radyo programları üzerinden sürdürdü.
1951'den itibaren verdiği Saray Sineması konserleri, kariyerinin uzun soluklu etkinliklerinden biri oldu. Ayda bir düzenlenen bu konserler 1974'e kadar devam etti. Böylece gazino kültürünün dışına çıkarak düzenli konser dinleyicisiyle buluşmayı sürdürdü. Safiye Ayla'nın son sahne konseri ise 1987'de İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde, Atatürk'ün anısına ve Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yararına düzenlenen program oldu.
Safiye Ayla'nın Türk müziğindeki etkisi nedir?
Safiye Ayla'nın kariyeri, Türkiye'de müziğin gramofon plaklarından radyoya ve büyük konser salonlarına uzanan dönüşümüyle aynı döneme rastladı. İstanbul ve Ankara radyolarında gerçekleştirdiği yayınlar ve yüzlerce plak kaydı, Türk sanat müziği repertuvarının ülke çapında yayılmasına katkıda bulundu. İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti'nde görev yapması ise onu yalnızca popüler bir sahne sanatçısı değil, kurumsal Türk musikisi çevrelerinin de önemli isimlerinden biri haline getirdi. TEV, onu Cumhuriyet döneminin en tanınmış ses sanatçılarından ve Türk müziğinde bir dönemi temsil eden yorumculardan biri olarak değerlendiriyor.
Özellikle kadın ses sanatçılarının radyo, plak ve sahne aracılığıyla geniş dinleyici kitlelerine ulaşmaya başladığı Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde Ayla'nın uzun süreli kariyeri ayrı bir önem taşıdı. Klasik eserlerin icra disiplinini korurken dönemin popüler şarkılarını ve türküleri de repertuvarına alması, farklı dinleyici kuşakları arasında bağ kurmasını sağladı. Yaklaşık yarım yüzyılı aşan aktif sanat yaşamı boyunca geliştirdiği yorum tarzı, sonraki Türk sanat müziği icracıları açısından da önemli bir referans noktası oldu.
Safiye Ayla ne zaman öldü, mirasını kime bıraktı?
Safiye Ayla, 14 Ocak 1998'de İstanbul'da tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi'nde hayatını kaybetti. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi. Sanatçının yaşamının sonrasına uzanan en önemli miraslarından biri eğitim alanındaki vasiyeti oldu. 1968'de hazırladığı vasiyetnameyle mal varlığını Türk Eğitim Vakfı'na bıraktı.
Türk Eğitim Vakfı, Safiye Ayla'nın bıraktığı mal varlığından oluşturulan Safiye Ayla Targan Burs Fonu aracılığıyla 1999-2000 eğitim öğretim yılından itibaren özellikle müzik ve güzel sanatlar alanında öğrenim gören, maddi imkânları sınırlı öğrencilere burs sağlandığını belirtiyor. Böylece Safiye Ayla'nın adı, ölümünün ardından yalnızca kayıtları ve Türk müziğine yaptığı katkılarla değil, gençlerin eğitimine yönelik desteğiyle de yaşamaya devam etti.
